
Yaşamı ve Dünyası

Platon, yaklaşık MÖ 428/427’de Atina’da, siyasal ve toplumsal açıdan seçkin bir ailede dünyaya geldi. Gençliği, Atina ile Sparta arasındaki Peloponez Savaşı’nın ve Atina’daki ciddi siyasal çalkantıların gölgesinde geçti. Ailesinin bazı üyeleri siyasal yaşamda etkin isimlerle bağlantılıydı; özellikle Kritias ve Kharmides’in Otuzlar yönetimindeki rolleri, Platon’un içinde yetiştiği dünyanın politik gerilimlerini anlamak açısından önemlidir.
Hayatındaki en belirleyici karşılaşma Sokrates oldu. Platon’un Sokrates’le tam olarak ne zaman tanıştığını kesin biçimde bilmiyoruz; ancak Sokrates’in düşünme ve sorgulama biçimi onun felsefesinin temel hareket noktalarından biri hâline geldi. MÖ 399’da Sokrates’in Atina tarafından yargılanarak idam edilmesi, Platon’un eserlerinde adalet, siyasal iktidar, eğitim ve filozofun toplumdaki yeri gibi sorunların sürekli geri dönmesinin tarihsel arka planlarından biridir.
Sokrates’in ölümünden sonra Platon’un çeşitli yolculuklar yaptığı aktarılır. Özellikle Güney İtalya ve Sicilya ile ilişkileriyaşamının ilerleyen dönemlerinde önem kazanmıştır. Sicilya’daki Syrakus kentinde Dion ve Dionysios hanedanıyla kurduğu ilişkiler, felsefe ile siyasal iktidarın nasıl bir araya gelebileceği sorununu yalnızca teorik değil, kişisel yaşamında da karşısına çıkardı. Ancak bu seyahatlerin ayrıntıları konusunda antik biyografik anlatılar ile modern araştırmalar arasında belirsizlikler bulunmaktadır.
Yaklaşık MÖ 380’lerde Atina’da Akademia’yı kurdu. Akademia, modern anlamda bir üniversite değildi; fakat felsefe, matematik, astronomi ve siyaset gibi alanlarda araştırma ve eğitimin sürdürüldüğü uzun ömürlü bir düşünce çevresi hâline geldi. Aristoteles de daha sonra yaklaşık yirmi yıl boyunca burada bulunacaktı.
Platon felsefesini çoğunlukla diyaloglar biçiminde yazdı. Sokrates bu eserlerin önemli bir bölümünde başlıca konuşmacıdır; ancak diyaloglardaki Sokrates’in hangi noktalarda tarihsel Sokrates’i, hangi noktalarda Platon’un kendi düşüncesini temsil ettiğini belirlemek felsefe tarihinin önemli sorunlarından biridir.
Platon yaklaşık MÖ 348/347’de Atina’da öldü. Ardında tek bir kapalı sistemden çok; bilgi, adalet, ruh, aşk, siyaset, sanat ve gerçekliğin doğası üzerine birbirleriyle konuşan geniş bir diyaloglar külliyatı bıraktı. Onun kurduğu Akademia ise ölümünden sonra da yüzyıllar boyunca varlığını sürdürerek Antik Çağ felsefesinin en önemli düşünce geleneklerinden birinin merkezi oldu. Platon Nasıl Yazar? — Diyaloglar ve Sokrates
Platon’un felsefesini anlamanın ilk koşullarından biri, onun nasıl yazdığını dikkate almaktır. Aristoteles’in günümüze ulaşan teknik metinlerinden farklı olarak Platon, düşüncelerini büyük ölçüde diyalog biçiminde kaleme alır. Okur çoğu zaman doğrudan “Platon şöyle düşünüyor” diyen bir anlatıcıyla değil; soru soran, cevap veren, itiraz eden ve zaman zaman hiçbir kesin sonuca ulaşamayan karakterlerle karşılaşır.
Bu nedenle Platon’un felsefesini, diyaloglardaki tek bir karakterin söylediği her şeyi doğrudan “Platon’un görüşü”olarak kabul ederek okumak güvenilir bir yöntem değildir.
Diyalog Neden Önemlidir?
Platon’un diyalogları yalnızca felsefi düşüncelerin içine yerleştirildiği edebî bir süs değildir. Konuşmanın kimler arasında, nerede ve hangi koşullarda gerçekleştiği çoğu zaman metnin anlamına katkıda bulunur.
Bazı diyaloglarda bir kavram için kesin bir tanım aranır fakat bulunamaz. Bu tür sonuçsuzluklar için kullanılan aporia, basitçe tartışmanın başarısız olduğu anlamına gelmez. Okur, karakterlerle birlikte kendi varsayımlarını sorgulamaya zorlanır.
Platon böylece okura yalnızca birtakım sonuçlar sunmaz; aynı zamanda felsefi bir problemin nasıl araştırılabileceğini sahneler.
Diyaloglardaki Sokrates Kimdir?
Sokrates, Platon’un eserlerinin büyük bölümünde merkezi bir karakterdir. Fakat burada önemli bir tarihsel problem ortaya çıkar:
Platon’un Sokrates’i ile tarihsel Sokrates ne ölçüde aynıdır?
Sokrates kendi felsefesini yazılı eserler hâlinde bırakmadığı için onu Platon’un yanı sıra Ksenophon, Aristophanes ve Aristoteles gibi başka antik kaynaklar üzerinden de tanımaya çalışıyoruz. Bu kaynakların amaçları ve Sokrates tasvirleri birbirinden farklıdır.
Bu nedenle Platon’un diyaloglarındaki bütün düşünceleri tarihsel Sokrates’e atfetmek mümkün değildir.
Özellikle modern araştırmalarda bazı erken diyalogların tarihsel Sokrates’in sorgulama tarzına daha yakın olabileceği, daha sonraki eserlerde ise Platon’un kendi metafizik, epistemolojik ve siyasal düşüncelerinin giderek belirginleştiği görüşü etkili olmuştur. Ancak Sokrates’in nerede bitip Platon’un nerede başladığını kesin biçimde belirlemek mümkün değildir.
Erken, Orta ve Geç Dönem Diyalogları
Platon’un eserleri modern araştırmalarda sıklıkla erken, orta ve geç dönem şeklinde gruplandırılır.
Bu sınıflandırmada metinlerin dili ve üslubu üzerine yapılan karşılaştırmaların yanı sıra felsefi içerikleri de dikkate alınmıştır. Özellikle bazı geç dönem eserlerinin birbirleriyle yakınlığı konusunda önemli akademik dayanaklar bulunmaktadır.
Ancak bütün diyalogların kesin yazılış tarihlerini bildiğimiz düşünülmemelidir.
Bu yüzden:
“Erken dönem Platon kesinlikle bunu düşünüyordu, sonra fikrini tamamen değiştirdi.”
gibi kesin gelişim hikâyeleri dikkatle kullanılmalıdır. Dönemlendirme, Platon’u anlamak için yararlı bir araştırma aracıdır; Platon’un kendisinin eserlerine uyguladığı bir sınıflandırma değildir.
Platon Neden Mitler Anlatır?
Platon’un eserlerinin dikkat çekici özelliklerinden biri, sık sık mitlere ve alegorik anlatılara başvurmasıdır.
Er’in ölüm sonrası yolculuğu, Phaidros’taki kanatlı ruh anlatısı, Symposion’daki Aristophanes miti ve Timaios’un kozmolojik anlatısı bunların önemli örnekleridir. Platon kimi zaman geleneksel mitleri dönüştürür, kimi zaman ise kendi felsefi anlatılarını oluşturur.
Bu nedenle Platon’da mythos ile logosu tamamen birbirini dışlayan iki alan olarak düşünmek yanıltıcıdır. Mit, kimi diyaloglarda felsefi argümanın yanında öğretici, yönlendirici veya düşünmeye açıcı bir işlev üstlenebilir.
Fakat her Platonik miti kelimesi kelimesine Platon’un felsefi öğretisi olarak kabul etmek de aynı ölçüde sorunludur. Mitin hangi karakter tarafından, hangi tartışmanın içerisinde ve hangi amaçla anlatıldığı dikkate alınmalıdır.
Bilgi ve Hakikat
Platon’un felsefesindeki temel sorulardan biri şudur: Bir şeyi gerçekten bilmek ile yalnızca onun doğru olduğuna inanmak arasındaki fark nedir?
Bu problem Platon’un farklı diyaloglarında farklı bağlamlarda ele alınır. Bu nedenle onun bilgi anlayışını tek bir formüle indirgemek yerine Menon, Devlet ve Theaitetos gibi metinleri birlikte değerlendirmek gerekir.
Bilgi ve Sanı: Epistēmē ve Doxa
Platon özellikle Devlet’te bilgi (epistēmē) ile sanı/inanç (doxa) arasında ayrım kurar.
Bir insan doğru bir şeye inanabilir fakat onu neden doğru olduğunu kavrayacak biçimde bilmiyor olabilir. Dolayısıyla bir düşüncenin doğru çıkması, tek başına onu bilgi hâline getirmez.
Menon’da Sokrates bunu bir yol örneğiyle açıklar: Larisa’ya giden doğru yolu bilen biriyle, yolu doğru biçimde tahmin eden biri pratikte aynı yere ulaşabilir. Fakat doğru sanı kalıcı ve güvenilir hâle gelmek için bir açıklamayla, yani nedeninin hesabıyla (aitias logismos) bağlanmalıdır.
Platon böylece bilginin yalnızca doğru sonuca ulaşmaktan daha fazlasını gerektirdiğini gösterir.
Menon Paradoksu: Bilmediğimiz Bir Şeyi Nasıl Ararız?
Menon’da ortaya çıkan ünlü problem şudur:
Bir şeyi biliyorsak onu araştırmaya ihtiyacımız yoktur.Bilmiyorsak neyi araştırdığımızı nasıl tanıyacağız?
Öyleyse bilmediğimiz bir şeyi nasıl öğrenebiliriz?
Sokrates bu probleme anımsama (anamnesis) öğretisiyle cevap verir.
Diyalogdaki ünlü geometrik örnekte Sokrates, matematik eğitimi almamış bir köle çocuğuna bir karenin alanını iki katına çıkarma problemi hakkında sorular sorar. Çocuk önce yanlış cevaplar verir; fakat sorgulama ilerledikçe hatasını fark eder ve doğru ilişkiye yönelir.
Sokrates bunu, bilginin ona dışarıdan doğrudan aktarılmadığının, doğru sorular aracılığıyla onda bulunan doğru düşüncelerin açığa çıkarıldığının göstergesi olarak yorumlar.
Platonik anlatı içerisinde bu süreç anımsama olarak açıklanır.
Anımsama Ne Demektir?
Anımsama öğretisi Phaidon’da daha açık metafizik sonuçlarla ilişkilendirilir.
Örneğin duyularımızla birbirine yaklaşık olarak eşit iki nesne görebiliriz. Fakat aynı zamanda bu nesnelerin kusursuz biçimde eşit olmadığını değerlendirebiliriz.
Platon burada şu soruyu gündeme getirir:
Duyusal dünyada karşılaştığımız eksik örnekleri, “Eşitliğin kendisi” ile karşılaştırmamızı sağlayan ölçütü nereden biliyoruz?
Phaidon’daki Sokrates bunu ruhun bedenlenmeden önce sahip olduğu bir kavrayışın yeniden hatırlanmasıyla ilişkilendirir.
Dolayısıyla öğrenme, bu bağlamda tamamen sıfırdan bilgi üretmek değil, ruhun daha önce kavramış olduğu hakikatin yeniden açığa çıkması olarak düşünülür.
Duyular Neden Yeterli Değildir?
Platon duyusal deneyimi bütünüyle değersiz saymaz. Duyular çoğu zaman düşünmenin başlamasına vesile olabilir.
Fakat duyulur dünya değişime tabidir.
Güzel bulduğumuz bir şey başka bir bakımdan güzel olmayabilir; eşit görünen iki şey tam anlamıyla eşit olmayabilir; nesneler meydana gelir, değişir ve ortadan kalkar.
Platon’un özellikle orta dönem eserlerinde değişmeyen ve istikrarlı bilginin nesnesi ile değişen duyulur şeyler arasında güçlü bir bağlantı kurulur. Bu problem bizi doğrudan Formlar öğretisine götürecektir.
Theaitetos: Bilgi Nedir?
Platon’un bilgi problemini en doğrudan araştırdığı eserlerden biri Theaitetos’tur.
Diyalog boyunca üç önemli aday ele alınır:
Bilgi algıdır.
Bilgi doğru sanıdır.
Bilgi logos ile birlikte doğru sanıdır.
Sokrates ve Theaitetos bu tanımları sırayla sınarlar. Ancak her biri ciddi güçlüklerle karşılaşır.
Özellikle üçüncü tanım modern felsefe açısından önemlidir; çünkü bazen Platon’un bilgiyi “gerekçelendirilmiş doğru inanç” olarak tanımladığı ileri sürülür.
Fakat bu ifade dikkatle kullanılmalıdır.
Theaitetos'ta doğru sanıya bir logos ekleme düşüncesi gerçekten tartışılır; ancak logosun ne olması gerektiğine ilişkin çeşitli açıklamalar incelendikten sonra bu tanım da yeterli bulunmaz.
Diyalog kesin bir bilgi tanımına ulaşmadan sona erer.
Bu sonuç Platon açısından tartışmanın anlamsız olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, sorgulama sayesinde artık bilginin ne olamayacağı konusunda daha güçlü bir kavrayışa sahibiz.
Platon’un bilgi felsefesinin merkezinde de tam olarak bu ayrım bulunur:
Bir düşüncenin doğru olması ile neden doğru olduğunu kavramak aynı şey değildir.
Gerçek bilgi, yalnızca doğru cevaba sahip olmayı değil, hakikatin neden öyle olduğunu kavrayabilecek bir düşünsel temele ulaşmayı gerektirir. PLATON
Formlar Öğretisi
Platon felsefesiyle en çok özdeşleştirilen düşüncelerden biri Formlar (eidē / ideai) öğretisidir. Ancak bunu “Platon’a göre gördüğümüz dünya gerçek değildir, başka bir yerde gerçek bir dünya vardır” şeklinde özetlemek yanıltıcıdır.
Platon’un çıkış noktalarından biri daha temel bir sorudur:
Birbirinden farklı birçok şeye aynı niteliği yüklememizi mümkün kılan nedir?
Birçok farklı insana “adil”, birçok farklı nesneye “güzel” veya birbirinden farklı iki şeye “eşit” diyebiliriz. Oysa bunların hiçbiri birbirinin tamamen aynısı değildir.
Platon özellikle orta dönem diyaloglarında bu problemi Formlar aracılığıyla düşünür.
Tek Tek Güzel Şeylerden Güzel’in Kendisine
Güzel bir insan, güzel bir resim veya güzel bir davranışla karşılaşabiliriz. Bunların her biri değişebilir; bir bakımdan güzel olan başka bir bakımdan güzel olmayabilir.
Platon ise bunlardan Güzel’in kendisini ayırır.
Aynı ayrımı Adalet’in kendisi, Eşitliğin kendisi veya İyi’nin kendisi gibi örneklerde de görürüz.
Form, tek tek örneklerden biri değildir. Duyularla karşılaştığımız birçok şey değişebilirken Formlar özellikle Phaidon ve Devlet gibi diyaloglarda değişmeyen ve düşünceyle kavranabilir olan gerçeklikler olarak ele alınır.
Bu nedenle Formlar yalnızca zihnimizde oluşturduğumuz genel kavramlar olarak sunulmaz.
Katılım
Peki duyulur şeylerle Formlar arasında nasıl bir ilişki vardır?
Platon bu ilişkiyi anlatırken sıklıkla katılma/pay alma (methexis) dilini kullanır.
Tek tek güzel şeyler Güzel’den pay aldıkları için güzel; adil şeyler Adalet’ten pay aldıkları için adildir.
Fakat tam da burada büyük bir problem ortaya çıkar:
Bir şey bir Formdan nasıl “pay alır”?
Platon bu ilişkiyi bütün eserlerinde geçerli olacak tek ve ayrıntılı bir mekanizma hâlinde açıklamaz. Nitekim daha sonra Parmenides diyaloğunda katılım düşüncesinin kendisi ciddi biçimde sorgulanacaktır.
Duyulur ve Düşünülür
Devlet’te Platon duyular aracılığıyla karşılaştığımız alan ile aklın kavradığı alan arasında önemli bir ayrım kurar.
Duyulur şeyler oluşur, değişir ve farklı koşullarda farklı özellikler gösterebilir.
Formlar ise duyularla görülmez. Düşünceyle kavranırlar.
Bu nedenle Platon’da filozofun görevi yalnızca tek tek örnekleri gözlemlemek değil, bu örneklerin ötesinde düşünerek onları anlaşılır kılan yapıyı kavramaya çalışmaktır.
Bu ayrım, daha sonra göreceğimiz Güneş, Bölünmüş Çizgi ve Mağara benzetmelerinin de temelini oluşturur.
İyi Formu
Devlet’te Formlar arasında özel bir konuma sahip olan İyi Formu (to agathon) ortaya çıkar.
Platon, İyi’yi açıklamak için Güneş benzetmesini kullanır.
Güneş görülebilir dünyada nesnelerin görülmesini mümkün kıldığı gibi İyi de düşünülebilir alanda bilginin ve hakikatin imkânını sağlar.
Platon daha da ileri giderek İyi’nin bilinen şeylerin yalnızca bilinebilirliğinin değil, onların varlığının da nedeni olduğunu söyler ve İyi’yi “varlığın ötesinde” (epekeina tēs ousias) olarak niteler.
Ancak bunun tam olarak ne anlama geldiği tartışmalıdır. Platon Devlet’te İyi Formu hakkında tamamlanmış, sistematik bir metafizik açıklama sunmaz.
Bu nedenle İyi’yi doğrudan “Platon’un Tanrısı” olarak tanımlamak da metnin söylediğinden daha ileri gitmek olur.
Platon Kendi Formlar Öğretisini Eleştiriyor mu?
Platon’un Formlar hakkındaki en ilginç metinlerinden biri Parmenides’tir.
Diyalogda genç Sokrates’in savunduğu Form anlayışı, Parmenides tarafından bir dizi ciddi güçlükle karşı karşıya bırakılır.
Örneğin:
Her şeyin Formu var mıdır?
İnsan, ateş ve suyun Formları olduğu gibi saçın, çamurun veya kirin de Formları olmalı mıdır?
Bir şey bir Forma nasıl katılır?
Formun tamamı mı tek tek şeylerde bulunur, yoksa her şey Formun yalnızca bir parçasına mı katılır?
Ve Form ile ona benzeyen şey arasındaki ilişkiyi açıklamak için yeni bir Form gerekirse, aynı açıklamayı tekrar tekrar yapmak zorunda kalmaz mıyız?
Bu son problem daha sonraki felsefe tarihinde “Üçüncü İnsan Argümanı” adıyla meşhur olacaktır. Bu ad Platon’un kendi kullandığı bir ad değildir; argümanın bu şekilde adlandırılması Aristotelesçi gelenekle ilişkilidir.
Formlar Öğretisi Tek Bir Değişmez Sistem Değildir
Parmenides’teki eleştiriler nedeniyle Platon’un Formlardan basitçe vazgeçtiğini söylemek de doğru değildir.
Diyalog, Formları reddetmekten çok Formlar hakkında konuşmanın ne kadar ciddi metafizik sorunlar doğurduğunuortaya koyar. Parmenides’in kendisi de Formlardan bütünüyle vazgeçilmesinin düşünme ve felsefi tartışma açısından ağır sonuçları olacağını belirtir.
Bu nedenle Platon’un Formlar düşüncesini donmuş bir doktrin olarak değil, farklı diyaloglarda geliştirilen, sınanan ve yeniden problemleştirilen uzun süreli bir felsefi araştırma olarak görmek daha güvenlidir.
Formlar Platon’a, değişen tek tek şeylerin içerisinde değişmeyen bilgiyi nasıl arayabileceğimizi düşünme imkânı verir.
Fakat Platon aynı zamanda bizi daha zor bir soruyla karşı karşıya bırakır:
Değişmeyen bir Form ile değişen dünya arasında gerçekten nasıl bir ilişki vardır?
Platon’un sonraki diyaloglarında da peşini bırakmayacak metafizik problemlerden biri tam olarak budur. PLATON
Mağara Alegorisi ve İyi Formu

Platon’un en ünlü anlatılarından biri olan Mağara Alegorisi, Devlet VII. kitabın başında yer alır. Sokrates, Glaukon’dan insanların eğitimli ve eğitimsiz durumunu bir mağara sahnesi üzerinden düşünmesini ister.
Yeraltındaki bir mağarada çocukluklarından beri zincirlenmiş insanlar vardır. Başlarını çeviremedikleri için yalnızca önlerindeki duvarı görebilirler. Arkalarında bir ateş yanmakta; ateş ile mahkûmlar arasındaki yoldan çeşitli nesneler taşıyan insanlar geçmektedir.
Mahkûmların gördüğü şey nesnelerin kendileri değil, duvara düşen gölgelerdir.
Başka hiçbir şey görmedikleri için bu gölgeleri gerçeklik olarak kabul ederler.
Zincirlerden Kurtulmak
Mahkûmlardan biri serbest bırakıldığında süreç kolay değildir.
Önce arkasına dönmek, ateşe ve gölgeleri meydana getiren nesnelere bakmak zorunda kalır. Gözleri alıştığı dünyadan farklı bir şeyle karşılaştığı için rahatsız olur.
Daha sonra mağaranın dışına çıkarılır.
Başlangıçta ışık gözlerini kamaştırır. Önce gölgeleri ve yansımaları, ardından nesneleri, gökyüzünü ve sonunda Güneş’igörebilecek hâle gelir.
Bilgiye ulaşmak böylece Platon’da yalnızca zihne yeni bilgiler eklemek değildir. Bakışın yönünün değiştirilmesinigerektirir.
Mağara Ne Anlatıyor?
Platon anlatının yorumunu bütünüyle okura bırakmaz. Mağaranın görünen alanını duyulur dünya, mağaradan yukarı doğru çıkışı ise ruhun düşünülür alana yükselişi ile ilişkilendirir.
Bu nedenle mağara, “Duyularımızın gösterdiği hiçbir şey gerçek değildir” şeklindeki basit bir mesajdan ibaret değildir.
Asıl mesele farklı kavrayış düzeyleri arasında yükselmek ve görünüşlerden onların nedenlerini ve ilkelerini kavramaya yönelmektir.
Güneş ve İyi Formu
Mağaranın sonundaki Güneş tesadüfi bir sembol değildir.
Bir önceki kitapta Platon Güneş benzetmesini kullanmıştır. Güneş, görülebilir dünyada nesnelerin görülmesini mümkün kıldığı gibi İyi Formu da düşünülebilir alanda bilginin ve hakikatin imkânını sağlar.
Bu nedenle mağaradan çıkan kişinin sonunda Güneş’e yönelmesi, filozofun düşünsel yolculuğunun İyi’ye doğru ilerlemesini temsil eder.
Platon için eğitim yalnızca çok şey bilmek değil, insanın düşüncesini doğru yöne çevirebilmesidir.
Bölünmüş Çizgi
Mağara Alegorisi aynı zamanda Devlet VI’daki Bölünmüş Çizgi benzetmesiyle birlikte düşünülmelidir.
Platon burada bilişsel durumları ve bunlara karşılık gelen nesne alanlarını aşamalı biçimde ayırır:
Eikasia → imgeler ve gölgelerle ilişkili kavrayışPistis → duyulur nesnelere ilişkin inançDianoia → özellikle matematiksel, varsayımlardan hareket eden düşünmeNoēsis → diyalektik aracılığıyla ilk ilkelere yönelen düşünsel kavrayış
Mağaradaki yükseliş de benzer biçimde daha düşük kavrayış biçimlerinden daha yüksek bir düşünsel kavrayışa geçişi dramatik bir anlatıya dönüştürür.
Filozof Neden Mağaraya Geri Döner?
Hikâye dışarı çıkmakla sona ermez.
Hakikati gören kişinin yeniden mağaraya dönmesi gerekir.
Karanlığa döndüğünde gözleri hemen uyum sağlayamaz. Mağaradakiler onun artık eskisi kadar iyi göremediğini düşünür ve dışarı çıkmanın onu bozduğuna inanabilirler. Hatta Platon, kendilerini zincirlerinden kurtarmaya çalışan kişiyi ellerine geçirebilseler öldürebileceklerini söyler.
Bu sahne doğal olarak Sokrates’in Atina tarafından idam edilmesini hatırlatır.
Fakat geri dönüşün politik anlamı da önemlidir. Devlet’te filozofun bilgiye ulaşması yalnızca kendi kişisel kurtuluşu için değildir. İyi’yi kavrayan kişinin yeniden topluluğun yaşamına dönmesi ve yönetme sorumluluğunu üstlenmesi gerekir.
Böylece Mağara Alegorisi Platon’un bilgi, eğitim, metafizik ve siyaset düşüncesini tek bir anlatıda bir araya getirir.
Mağaradan çıkmak yalnızca “gerçeği görmek” değildir.
İnsanın alıştığı görünüşleri sorgulaması, düşüncesinin yönünü değiştirmesi, daha yüksek bir kavrayışa ulaşması ve sonunda kazandığı bilgiyi yeniden ortak yaşamın içine taşımasıdır.
Ruh ve İnsan
Platon’un insan anlayışının merkezinde ruh (psychē) bulunur. Ancak ruh, Platon’un bütün diyaloglarında tamamen aynı biçimde ele alınmaz. Phaidon, Devlet ve Phaidros farklı sorular bağlamında ruhun farklı yönlerini öne çıkarır.
Ortak noktalardan biri şudur: İnsanın nasıl yaşadığı, neyi arzuladığı ve neyi bildiği, ruhunun nasıl bir durumda olduğuyla yakından ilişkilidir.
Phaidon: Ruh ve Beden
Phaidon, Sokrates’in ölümünden önceki son saatlerini anlatır ve temel meselelerinden biri ruhun ölümden sonra varlığını sürdürüp sürdüremeyeceğidir.
Diyalogda ruhun ölümsüzlüğünü savunmak için birbirinden farklı argümanlar geliştirilir. Bunlar arasında karşıtlardan oluş, anımsama, ruhun değişmeyen ve düşünülür varlıklara yakınlığı ve son olarak ruhun yaşamla zorunlu ilişkisine dayanan argüman bulunur.
Bunları Platon’un ruhun ölümsüzlüğünü tartışmasız biçimde “kanıtladığı” şeklinde sunmak doğru olmaz. Diyalog içerisinde argümanlara itirazlar yöneltilir ve Sokrates bunlara cevap vermeye çalışır.
Phaidon’da beden özellikle duyusal hazlar, ihtiyaçlar ve dikkat dağıtıcı arzularla ilişkilendirilirken filozofun ruhu değişmeyen ve düşünülür olanı kavramaya yönelir.
Bu yüzden felsefe, diyalogda çarpıcı biçimde ölüm için bir tür hazırlık olarak tasvir edilir. Bunun anlamı basitçe yaşamdan nefret etmek değil; ruhun hakikati araştırırken bedensel tutkuların egemenliğinden mümkün olduğunca bağımsızlaşmasıdır.
Devlet: Ruhun Üçlü Yapısı
Devlet IV’te Platon insanın kendi içerisinde yaşadığı çatışmalardan hareket ederek ruhu üç yön veya kısım üzerinden inceler:
Logistikon — Akılsal kısım:Düşünen, hesaplayan ve bütünün iyiliğini gözetmesi gereken yön.
Thymoeides — Thymos ile ilişkili kısım:Öfke, onur, rekabet, kendine saygı ve mücadele gibi eğilimlerle bağlantılıdır. İyi eğitildiğinde aklın müttefiki olabilir.
Epithymētikon — Arzulayan kısım:Yeme, içme, cinsellik ve maddi doyum gibi çeşitli bedensel arzularla ilişkilidir.
Platon bu ayrımı insanın aynı anda bir şeyi isteyip ona karşı koyabilmesi gibi psikolojik çatışmaları açıklamak için kullanır.
Örneğin susayan biri içmek isteyebilir fakat belirli bir nedenle kendisini içmekten alıkoyabilir. Platon, aynı şeyin aynı bakımdan ve aynı anda karşıt yönlere hareket edemeyeceği düşüncesinden hareketle ruh içerisinde farklı ilkeler bulunduğunu savunur.
Adalet Ruhun Düzenidir
Ruhun üçe ayrılması yalnızca psikolojik bir teori değildir. Devlet’in temel problemi olan adalet ile doğrudan bağlantılıdır.
İyi düzenlenmiş ruhta akıl yönetir, thymos onun yardımcısı olur ve arzular uygun biçimde düzenlenir.
Böylece adalet yalnızca başka insanlara karşı belirli kurallara uymak değildir.
Platon için adil insan aynı zamanda kendi ruhunda doğru düzeni kurmuş insandır.
Adaletsizlik ise ruhun parçalarından birinin kendisine uygun olmayan hâkimiyeti ele geçirmesiyle ruhun kendi içerisinde çatışmaya düşmesidir.
Bu nedenle Platon siyasal düzen ile insan ruhu arasında güçlü bir benzerlik kuracaktır: Şehirdeki düzen problemi ile insanın kendi içindeki düzen problemi birbirini aydınlatır.
Phaidros: Kanatlı Araba
Phaidros’ta ruh bu kez ünlü kanatlı araba benzetmesi aracılığıyla anlatılır.
Ruh, bir arabacı ve onun yönettiği iki kanatlı at gibi tasvir edilir.
Arabacı akılla ilişkilidir. Atlardan biri daha soylu ve denetlenebilir eğilimleri, diğeri ise kontrol edilmesi daha güç arzuları temsil eder.
Fakat bu anlatıyı Devlet’teki üç parçalı ruh teorisinin birebir şematik tekrarı olarak okumamak gerekir. Phaidros’ta benzetme özellikle eros, güzellik, ruhun yükselişi ve hakikati yeniden hatırlaması bağlamında kullanılır.
Güzellikle karşılaşmak ruhu harekete geçirir. Doğru yönlendirilen eros, insanı yalnızca bedensel güzelliğe bağlayan bir arzu olmak yerine ruhun daha önce kavradığı hakikate yeniden yönelmesinin bir yolu hâline gelebilir.
Tek Bir Ruh Modeli mi?
Platon’un ruh hakkında söylediklerini tek bir şemaya sıkıştırmak bu nedenle yanıltıcıdır.
Phaidon ruhun bedenden ayrılabilirliği ve ölümsüzlüğünü ön plana çıkarır.
Devlet insanın içsel çatışmalarını ve adaletin psikolojik temelini açıklamak için ruhu üçlü bir yapı içerisinde inceler.
Phaidros ise ruhun yapısını eros, güzellik, hakikat ve felsefi yükseliş bağlamında mitik bir imge aracılığıyla ele alır.
Bu farklılıklar Platon’un insan üzerine düşüncesinin önemli bir özelliğini gösterir:
İyi yaşam, yalnızca dışarıdaki dünyayı düzenleme meselesi değildir. İnsan aynı zamanda kendi ruhunu nasıl yöneteceğini öğrenmek zorundadır. PLATON
Aşk, Arzu ve Güzellik
Platon’un aşk üzerine düşüncesinin en önemli kaynakları Symposion ve Phaidros’tur. Ancak Platon’da eros, yalnızca iki insan arasındaki romantik aşk anlamına gelmez. Arzu, güzellik, eksiklik, bilgi ve insanın iyi olana yönelmesi aynı problemin parçaları hâline gelir.
Symposion: Eros Nedir?
Symposion, bir şölen sırasında katılımcıların sırayla Eros hakkında konuşmalar yapması üzerine kuruludur.
Bu konuşmalar aynı görüşün farklı ifadeleri değildir. Phaidros, Pausanias, Eryksimakhos, Aristophanes, Agathon ve sonunda Sokrates farklı eros anlayışları ortaya koyarlar.
Bu nedenle diyalogdaki her düşünceyi doğrudan Platon’a atfetmek doğru değildir.
“Öteki Yarı” Miti
Diyaloğun en meşhur bölümlerinden biri Aristophanes’in konuşmasıdır.
Aristophanes mitik bir anlatı kurar: İnsanlar başlangıçta bugünkünden farklı, bütünsel varlıklardır. Zeus onları ikiye böler ve bölünmüş insanlar kaybettikleri diğer yarılarını aramaya başlar.
Buradan aşkın, insanın eksik kalan bütünlüğünü yeniden kazanma arzusu olduğu fikri doğar.
Bugün sık sık “Platon’a göre aşk, diğer yarımızı bulmaktır” şeklinde aktarılan düşünce Platon’un doğrudan ortaya koyduğu bir öğreti değildir. Bu, dramatik diyalog içerisinde Aristophanes karakterinin anlattığı mittir.
Sokrates’in daha sonra Diotima’dan aktardığı eros anlayışı farklı bir yöne ilerler.
Diotima: Arzu ve Eksiklik
Sokrates, Mantineialı Diotima’dan öğrendiğini söylediği eros anlayışını aktarır.
Diotima’ya göre Eros ne bütünüyle güzel ve iyi ne de basitçe çirkin ve kötüdür. Eros, sahip olmadığı iyi ve güzel şeyleri arzulayan ara bir varlık olarak tasvir edilir.
Buradaki temel fikir önemlidir:
Arzulamak, bir bakıma sahip olmadığımız şeye yönelmektir.
İnsan yalnızca iyi olana sahip olmak istemez; ona sürekli sahip olmak ister. Bu nedenle eros giderek ölümsüzlük arzusuyla da ilişkilendirilir.
İnsanlar çocuk sahibi olarak, eserler bırakarak, yasalar ve düşünceler üreterek kendilerinden daha kalıcı bir şey meydana getirmeye çalışabilirler.
Aşkın Merdiveni
Diotima’nın konuşmasının en ünlü bölümlerinden biri sonradan “aşkın merdiveni” olarak adlandırılan yükseliştir.
Kişi önce tek bir güzel bedene yönelir.
Daha sonra güzelliğin yalnızca o bedene özgü olmadığını fark ederek bütün güzel bedenlerdeki güzelliği kavramaya başlar.
Ardından ruhun güzelliğine, güzel yaşam biçimlerine ve yasalara, bilgi alanlarına yönelir.
Felsefi yükselişin sonunda ise artık tek tek güzel şeylere bağlı olmayan Güzel’in kendisini kavramaya yönelir.
Bu nedenle eros Platon’da yalnızca bastırılması gereken bedensel bir arzu değildir. Doğru biçimde eğitildiğinde insanı tekil güzelliklerden güzelliğin kendisine doğru taşıyabilecek felsefi bir güç hâline gelebilir.
Güzel’in Kendisi
Diotima’nın anlatısının sonunda ulaşılan Güzel, tek bir güzel insan veya nesne değildir.
Doğup yok olmaz, bir bakımdan güzel başka bir bakımdan çirkin değildir ve belirli bir bedene ya da nesneye indirgenemez.
Burada Symposion, Platon’un Formlar düşüncesiyle doğrudan birleşir.
Filozof artık yalnızca güzel şeyleri sevmekle kalmaz; onların güzel olarak kavranmasını mümkün kılan Güzel’in kendisine yönelir.
Phaidros: Aşk Bir Delilik Olabilir mi?
Phaidros eros sorununu başka bir yönden ele alır.
Sokrates önce aşkı eleştiren bir konuşma yapar; ardından bu konuşmasından geri döner ve erosun her biçiminin kötü olmadığını savunur.
Platon burada ilahi delilik (theia mania) düşüncesini geliştirir.
Bazı delilik biçimleri tanrısal bir kaynaktan gelebilir ve insana büyük iyilikler sağlayabilir. Eros da doğru biçimiyle bunlardan biridir.
Güzel bir insanla karşılaşmak, ruhun daha önce gördüğü gerçek güzelliği anımsamasını sağlayabilir. Böylece eros yeniden bilgi, Formlar ve ruhun yükselişiyle ilişkilendirilir.
Platon açısından aşkın felsefi önemi tam burada ortaya çıkar.
Eros bizi yalnızca başka bir insana yönelten arzu değildir; eksikliğimizden hareket ederek güzelliğe, bilgiye ve iyi olana doğru yönelmemizi sağlayabilecek bir güçtür.
Fakat bu yükseliş kendiliğinden gerçekleşmez. Arzunun nasıl eğitildiği ve neye yöneltildiği belirleyicidir.
Bu yüzden Platon’da aşk, yalnızca kimi sevdiğimizle değil, sevmenin bizi neye dönüştürdüğüyle ilgili felsefi bir problemdir. PLATON
Etik ve İyi Yaşam
Platon’un etik düşüncesinin merkezindeki soru yalnızca “Hangi davranış doğrudur?” değildir. Daha temel bir soru sürekli geri döner:
İnsan nasıl yaşamalıdır?
Bu nedenle Platon’da etik; ruh, bilgi, haz, erdem ve adalet hakkındaki tartışmalardan ayrı düşünülemez. İyi yaşam, insanın yalnızca dışarıdan başarılı görünmesi değil, ruhunun iyi bir durumda olmasıyla ilgilidir.
Erdem ve Bilgi
Platon’un erken dönem diyaloglarında Sokrates sık sık cesaret, ölçülülük, dindarlık ve adalet gibi erdemlerin ne olduğunu sorgular.
Bu tartışmalarda erdem ile bilgi arasında güçlü bir bağ kurulur. Eğer insan gerçekten neyin iyi olduğunu biliyorsa neden bilerek kötüyü seçsin?
Özellikle Protagoras’ta Sokrates, insanların kötüyü gerçekten kötü olduğunu bilerek seçtikleri düşüncesini sorgular ve yanlış eylemi bir tür bilgisizlik veya yanlış değerlendirmeyle ilişkilendirir.
Ancak Platon’un bütün etik düşüncesini basitçe “erdem bilgidir” cümlesine indirgemek doğru değildir. Devlet’te ruhun farklı kısımları ve arzular arasındaki çatışmalar daha karmaşık bir ahlak psikolojisi ortaya çıkarır.
Adalet Neden İyidir?
Devlet’in başlangıcındaki temel problemlerden biri şudur:
Adil olmak yalnızca sonuçları nedeniyle mi iyidir, yoksa adalet kendi başına da insan için iyi midir?
Glaukon bu soruyu ünlü Gyges’in yüzüğü anlatısıyla keskinleştirir. Görünmez olmasını sağlayan bir yüzüğe sahip olan insan, yaptıklarının sonuçlarından kaçabilecekse neden adil davranmaya devam etsin?
Platon’un cevabı adaleti yalnızca ceza ve ödül üzerinden açıklamamak üzerine kuruludur.
Adalet, insan ruhunun doğru biçimde düzenlenmiş olmasıdır.
Akıl yönetir, thymos ona destek olur ve arzular uygun biçimde düzenlenirse ruh kendi içerisinde uyum kazanır. Adaletsizlik ise ruhun kendi içerisinde çatışmaya düşmesidir.
Bu nedenle hiç kimse görmese bile adaletsizlik yapan kişi kendi ruhunun düzenini bozar.
Haz İyi midir?
Platon hazzı basitçe kötülük olarak görmez.
Özellikle geç dönem diyaloğu Philebos’ta temel soru, iyi insan yaşamının hazdan mı, akıldan mı yoksa bunların belirli bir birleşiminden mi oluştuğudur.
Diyalog ne bütün hazları reddeder ne de hazzı en yüksek iyi ilan eder.
Sonuçta iyi yaşam; ölçü, düzen, akıl ve uygun hazların dengeli bir bileşimiyle ilişkilendirilir.
Dolayısıyla Platoncu etik yalnızca arzuları bastırmak değildir. Asıl mesele, hangi arzuların ve hazların insan yaşamında nasıl bir yere sahip olması gerektiğini belirlemektir.
Ruhun Bakımı
Sokratesçi düşüncenin Platon’daki en kalıcı miraslarından biri ruhun bakımıdır.
İnsanın serveti, itibarı veya siyasal gücü, ruhunun nasıl bir durumda olduğundan daha önemli değildir.
Bu nedenle felsefe yalnızca teorik bilgi edinme faaliyeti değildir. İnsan kendi inançlarını, arzularını ve yaşam biçimini sorgulamak zorundadır.
Platon’un etiğinin temel düşüncelerinden biri böylece ortaya çıkar:
İyi yaşamak ile iyi bir ruha sahip olmak birbirinden ayrı değildir.
Adalet, ölçülülük, bilgi ve doğru biçimde yönlendirilmiş arzular yalnızca toplumun bizden beklediği davranışlar değil, insanın kendi yaşamını iyi hâle getiren unsurlardır.
Bu yüzden Platon’un “Nasıl yaşamalıyız?” sorusuna verdiği cevap yalnızca bir kurallar listesi değildir.
İyi yaşam, insanın ruhunu neyin yönetmesine izin verdiğiyle ilgilidir. PLATON
Politika ve İdeal Devlet

Platon’un siyaset felsefesinin merkezindeki eser Devlet’tir. Ancak eserin temel sorusu başlangıçta “En iyi devlet nasıl kurulmalıdır?” değil, “Adalet nedir ve adil olmak insan için neden iyidir?” sorusudur.
Sokrates, adaleti bireyin ruhunda görmek zor olduğu için onu daha büyük ölçekte, bir şehirde araştırmayı önerir. Böylece ideal şehir tasarımı, aynı zamanda adil insanı anlayabilmenin bir yolu hâline gelir.
Şehrin Üç Temel Kesimi
Devlet’te gelişmiş ideal şehirde farklı toplumsal işlevler ayrıştırılır:
Üreticiler → çiftçiler, zanaatkârlar, tüccarlar ve ekonomik üretimi gerçekleştirenler.
Yardımcılar → şehri savunan ve yöneticilerin kararlarını uygulayan koruyucular.
Yöneticiler → koruyucular arasından seçilen, uzun bir eğitimden geçirilmiş ve yönetmeye en uygun kişiler.
Bu yapı ruhun üçlü düzeniyle ilişkilidir. Akıl nasıl iyi düzenlenmiş ruhta yönetiyorsa, şehirde de bilgiye sahip yöneticilerin yönetmesi gerekir.
Adalet ise her kesimin kendisine uygun işi yapması ve diğerinin işlevini ele geçirmemesiyle ilişkilendirilir.
Filozoflar Neden Yönetmeli?
Platon’un en radikal iddialarından biri filozofların yönetici olması gerektiğidir.
Buradaki filozof yalnızca çok kitap okuyan veya soyut meselelerle ilgilenen kişi değildir. Platon açısından gerçek filozof, değişen görünüşlerin ötesinde hakikati ve nihayetinde İyi Formu’nu kavramaya yönelen kişidir.
Yönetmek için gereken şey yalnızca güç veya halkın desteği değil, iyinin ne olduğuna ilişkin bilgidir.
Bu yüzden Devlet’te filozoflar yönetici olmadıkça ya da mevcut yöneticiler gerçek anlamda felsefe yapmadıkça şehirlerin kötülüklerden kurtulamayacağı ileri sürülür.
İlginç olan, ideal filozofun iktidarı tutkuyla istememesidir. Filozof mağaraya geri dönerek yönetme görevini üstlenir; yönetim onun kişisel çıkarı için değil, şehrin iyiliği için yerine getirmesi gereken bir sorumluluktur.
Eğitim ve Yönetici
Filozof yönetici olmak doğuştan verilen bir unvan değildir.
Adaylar uzun ve zorlu bir eğitimden geçirilir. Beden ve karakter eğitiminin ardından matematiksel disiplinler ve nihayet diyalektik gelir. Eğitim yalnızca bilgi aktarmak için değil, kişinin karakterini ve düşünme biçimini sınamak için de gereklidir.
En başarılı olanlar siyasal görevlerde deneyim kazandıktan sonra yönetmeye uygun hâle gelirler.
Bu nedenle Platon’un ideal siyasetinde eğitim ile iktidar birbirinden ayrılamaz.
Kadınlar da Yönetici Olabilir mi?
Devlet V’in en dikkat çekici önerilerinden biri kadınların da koruyucu ve yönetici olabilmesidir.
Platon, bir kişinin yapacağı işi belirlerken kadın veya erkek olmasının tek başına belirleyici olmadığını savunur. Koruyuculuğa uygun doğal yeteneklere sahip kadınlar da erkeklerle aynı eğitimi almalı ve aynı görevlerde bulunabilmelidir.
Bununla birlikte Platon metinde kadınları genel olarak erkeklerden daha zayıf olarak nitelendirir. Dolayısıyla bu görüşü doğrudan modern anlamda “Platon feministtir” şeklinde tanımlamak anakronik ve tartışmalıdır.
Yine de kadınların felsefi eğitim alabilmesi ve en yüksek siyasal görevleri üstlenebilmesi düşüncesi, dönemin Atina toplumuyla karşılaştırıldığında son derece sıra dışıdır.
Aile ve Özel Mülkiyet
Platon ideal şehirde özellikle koruyucu sınıfların özel çıkarlar geliştirerek şehrin bütünlüğünü bozmasını engellemek ister.
Bu nedenle koruyucuların özel mülkiyeti ciddi biçimde sınırlandırılır. Ayrıca yönetici ve yardımcı koruyucular için geleneksel özel aile yapısı kaldırılır; çocukların ortak biçimde yetiştirildiği radikal bir düzen tasarlanır.
Burada önemli bir ayrım vardır:
Platon bütün şehirde özel mülkiyeti ortadan kaldırmaz.
Üretici kesim özel mülkiyete sahip olabilir. Ortak yaşam ve mülkiyet konusundaki radikal sınırlamalar özellikle şehri koruyan ve yöneten kesimlere yöneliktir.
Amaç, siyasal gücü elinde bulunduranların bu gücü servet ve aile çıkarları için kullanmasını engellemektir.
Rejimler Nasıl Bozulur?
Devlet VIII–IX’da Platon ideal rejimin bozulmasını bir dizi yönetim biçimi üzerinden anlatır:
Aristokrasi → en iyilerin yönetimi↓Timokrasi → onur ve askerî başarı merkezli yönetim↓Oligarşi → zenginlerin yönetimi↓Demokrasi → özgürlük ve eşitlik arzusunun egemen olduğu yönetim↓Tiranlık → tek kişinin sınırsız egemenliği
Platon her rejim biçimini aynı zamanda belirli bir insan karakteriyle ilişkilendirir. Böylece şehrin bozulması ile ruhun bozulması paralel biçimde anlatılır.
Platon Neden Demokrasiyi Eleştirir?
Platon’un demokrasi eleştirisinin arka planında yaşadığı Atina deneyimi ve Sokrates’in demokratik Atina tarafından yargılanarak idam edilmesi gibi tarihsel olaylar bulunur. Ancak eleştirisini yalnızca Sokrates’in ölümüne indirgemek doğru değildir.
Devlet’te temel sorunlardan biri özgürlüğün herhangi bir ölçü veya bilgi tarafından yönlendirilmediğinde neye dönüşeceğidir.
Platon’a göre demokratik düzende farklı yaşam biçimleri eşit biçimde değer kazanabilir ve birey istediği arzunun peşinden gidebilir. Sınırsız özgürlük arzusu sonunda otoriteye karşı her türlü sınırı reddedebilir.
Platon bunun paradoksal biçimde tiranlığa zemin hazırlayabileceğini düşünür.
Ancak Platon’un “demokrasi” dediği siyasal yapıyla modern anayasal ve temsili demokrasileri doğrudan özdeşleştirmek tarihsel olarak yanıltıcıdır.
Devlet Platon’un Son Sözü Değildir
Platon’un siyaset düşüncesi yalnızca Devlet’ten oluşmaz.
Devlet Adamı ve özellikle son büyük eseri Yasalar, siyasal düzen sorununu farklı koşullar altında yeniden ele alır.
Devlet’te ideal yönetimin merkezinde gerçek bilgiye sahip filozof yöneticiler bulunurken Yasalar daha ayrıntılı biçimde yasalar, kurumlar ve uygulanabilir siyasal düzen üzerinde durur.
Bu nedenle Platon’un siyaset felsefesini tek bir “ideal devlet modeli”ne indirgemek doğru değildir.
Aynı şekilde Platon’u doğrudan “demokrat”, “komünist”, “faşist” veya “totaliter” gibi modern siyasal kategorilerden biriyle tanımlamak da onun metinlerinin tarihsel ve felsefi bağlamını fazlasıyla basitleştirir.
Platon’un daha temel sorusu şudur:
Bir toplumu yönetme gücü kime ve hangi bilgiye dayanarak verilmelidir?
Onun cevabı modern demokratik düşünceden oldukça farklıdır: Siyasal iktidarın meşruiyetini çoğunluğun tercihinden çok, iyi olanı bilme ve ortak iyiyi gerçekleştirme yeterliliğiyle ilişkilendirir. PLATON
Sanat, Şiir ve Mimesis
Platon’un sanat ve şiire yaklaşımı oldukça karmaşıktır. Özellikle Devlet’te şairlere yönelttiği sert eleştiriler nedeniyle bazen doğrudan “sanat karşıtı” olarak tanıtılır. Oysa Platon’un temel kaygısı sanatın varlığı değil; sanatın hakikat, eğitim ve insan ruhu üzerindeki etkisidir.
Mimesis: Sanat Neyi Taklit Eder?
Platon sanat tartışmasında mimesis, yani taklit/temsil kavramını kullanır.
Devlet X’daki ünlü yatak örneğinde üç düzey ayırt edilir: Yatağın Formu, zanaatkârın yaptığı fiziksel yatak ve ressamın yaptığı yatak resmi.
Ressam yatağın ne olduğunu veya nasıl üretildiğini bilmek zorunda değildir; onun yaptığı şey yatağın görünüşünü temsil etmektir.
Platon bu nedenle mimetik sanatın hakikatten belirli bir uzaklıkta bulunduğunu savunur. Sanatçı bir şeyin bilgisini değil, onun nasıl göründüğünü son derece etkileyici biçimde sunabilir.
Şiir Neden Tehlikeli Olabilir?
Platon’un kaygısı yalnızca sanatın bilgi vermemesi değildir.
Şiir ve tragedya insanın duygularını güçlü biçimde etkileyebilir.
Sahnede acı çeken bir karakterle birlikte üzülür, öfkelenir veya tutkulara kapılırız. Platon, gündelik yaşamda denetlemeye çalıştığımız bazı duygusal eğilimlerin şiir aracılığıyla beslenebileceğinden endişe eder.
Bu mesele ideal devletin eğitim sistemiyle doğrudan bağlantılıdır. Gençlerin hangi kahramanları örnek aldığı ve tanrıların nasıl temsil edildiği onların karakterlerini şekillendirebilir.
Bu nedenle Platon bazı şiirsel anlatıların sansürlenmesini savunur.
Platon Bütün Sanatı Yasaklıyor mu?
Hayır.
Devlet’teki eleştirinin hedefi bütün sanat biçimleri değildir. Platon özellikle tanrıları ve kahramanları ahlaken kötü biçimde temsil eden anlatılarla ve taklitçi şiirin ruh üzerindeki etkileriyle ilgilenir.
Hatta Devlet X’da haz veren taklitçi şiirin savunulabilmesi için ona bir tür savunma yapma fırsatı da tanır.
Dolayısıyla mesele basitçe “sanat kötüdür” değildir.
Asıl soru şudur:
Bir anlatı insanın ruhunu nasıl biçimlendirir ve bizi hakikate mi, yalnızca görünüşlerin etkisine mi yöneltir?
Şair Gerçekten Biliyor mu?
İon diyaloğunda ise mesele başka bir açıdan ele alınır.
Sokrates, rhapsodos İon’un Homeros üzerine etkileyici biçimde konuşabilmesine rağmen anlattığı konuların her biri hakkında gerçek bir uzmanlığa sahip olmadığını göstermeye çalışır.
Şair ve onu yorumlayan kişi burada tanrısal esinlenme ile ilişkilendirilir. Platon bunu ünlü mıknatıs benzetmesiyle açıklar: İlham, mıknatısın halkaları birbirine bağlaması gibi şairden yorumcuya, oradan dinleyiciye aktarılır.
Şiir böylece güçlü olabilir fakat şiirsel güç ile bilgi aynı şey değildir.
Platon’un sanat felsefesindeki temel gerilim de burada bulunur.
Sanat insanları eğitebilir, etkileyebilir, duygularını harekete geçirebilir ve olağanüstü bir çekim gücüne sahip olabilir.
Tam da bu nedenle Platon için sanat yalnızca estetik bir mesele değildir.
Sanatın gücü, aynı zamanda onun felsefi ve politik açıdan sorgulanmasını gerekli kılar. PLATON
Doğa ve Kozmos
Platon’un evren hakkındaki en kapsamlı anlatısı Timaios diyaloğunda bulunur. Burada kozmos rastlantısal ve düzensiz bir yığın olarak değil, düzenli, anlaşılabilir ve matematiksel bir bütün olarak tasvir edilir.
Ancak Timaios konuşmasına önemli bir uyarıyla başlar: Oluş ve değişim dünyası hakkında değişmez gerçeklikler konusunda olduğu kadar kesin konuşamayız. Bu nedenle sunacağı kozmoloji bir “makul/olasılıklı anlatı” niteliğindedir.
Demiurgos
Kozmosun düzenlenmesinde merkezi figür Demiurgostur. Yunanca dēmiourgos temelde bir zanaatkâr veya yapıcı anlamına gelir.
Demiurgos iyidir ve mümkün olan en iyi düzeni meydana getirmek ister. Değişmeyen bir modeli örnek alarak düzensiz durumda bulunan şeyi düzene sokar.
Burada önemli bir ayrım vardır:
Platon’un Demiurgos’unu doğrudan daha sonraki tek tanrılı dinlerdeki yoktan yaratan Tanrı anlayışıyla özdeşleştirmek doğru değildir.
Timaios’un anlatısında Demiurgos mutlak hiçlikten bir evren yaratmaktan ziyade mevcut düzensizliği ölçü ve düzen içerisine getirir.
Kozmos Canlıdır
Platon kozmosu yalnızca mekanik bir yapı olarak düşünmez.
Demiurgos, mümkün olan en iyi kozmosu meydana getirirken ona ruh ve akıl verir. Böylece evren, bütün canlıları içerisinde barındıran tek, düzenli ve canlı bir bütün olarak tasarlanır.
Bu düşüncenin merkezinde Dünya Ruhu bulunur.
Dünya Ruhu kozmik düzen ve hareketle ilişkilidir; göksel hareketlerin matematiksel yapısı da bu düzenin bir parçasıdır.
Matematik ve Elementler
Timaios’ta doğanın yapısı matematiksel oranlar ve geometrik biçimlerle açıklanmaya çalışılır.
Ateş, hava, su ve toprak belirli geometrik katılarla ilişkilendirilir:
Ateş → tetrahedronHava → oktahedronSu → ikosahedronToprak → küp
İlk üçünün yüzleri üçgenlerden oluştuğu için Platon bunların birbirlerine dönüşebilmesini geometrik olarak açıklamaya çalışır. Toprağın küp yapısı ise farklıdır.
Daha sonra “Platonik katılar” olarak adlandırılacak düzenli çokyüzlülerin kozmolojiyle ilişkilendirilmesinin en meşhur antik örneklerinden biri budur.
Khōra: Yer ya da Alıcı
Timaios’un en zor kavramlarından biri khōradır.
Platon oluş dünyasını açıklarken yalnızca değişmeyen model ile onun değişen kopyasından söz etmenin yeterli olmadığını söyler. Oluşan şeylerin ortaya çıkabileceği bir tür “alıcı” veya “yer” de gereklidir.
Khōra ne doğrudan bir Formdur ne de sıradan duyulur bir nesnedir. Platon onu kavramanın güç olduğunu açıkça belirtir ve onu bütün oluşun gerçekleştiği bir tür taşıyıcı ortam olarak tasvir eder.
Bu nedenle khōrayı doğrudan modern anlamdaki boş uzay veya madde kavramlarından biriyle özdeşleştirmek yanıltıcıdır.
Düzenlenmiş Bir Evren
Timaios’un kozmolojisinin merkezinde sonuçta şu düşünce bulunur:
Kozmos anlaşılabilir bir düzene sahiptir.
Matematik, oran, ruh ve akıl bu düzenin açıklanmasında merkezi rol oynar. Fakat Platon aynı zamanda duyulur ve değişen evren hakkında sahip olabileceğimiz açıklamaların değişmeyen Formlara ilişkin kavrayışla aynı kesinlikte olmadığını özellikle vurgular.
Bu nedenle Timaios, Platon’un yalnızca “Evren nasıl oluştu?” sorusuna verdiği bir cevap değildir.
Daha temel bir soruyu araştırır:
Değişen ve oluşan bir dünya nasıl düzenli ve akılla anlaşılabilir bir kozmos olabilir? PLATON
Platon ve Sokrates
Platon’un felsefesini Sokrates’ten bağımsız düşünmek mümkün değildir. Ancak tarihsel Sokrates ile Platon’un diyaloglarındaki Sokrates’i tamamen özdeşleştirmek de mümkün değildir.
Sokrates yazılı eser bırakmadığı için düşüncelerini Platon’un yanı sıra Ksenophon, Aristophanes ve Aristoteles gibi antik kaynaklardan hareketle yeniden kurmaya çalışıyoruz. Bu kaynakların farklı Sokrates tasvirleri sunması, felsefe tarihinde “Sokratik problem” olarak bilinen güçlüğü ortaya çıkarır.
Platon Sokrates’ten Ne Devraldı?
Platon’un özellikle erken kabul edilen diyaloglarında Sokrates çoğu zaman “Nedir?” sorusunun peşindedir:
Cesaret nedir?Adalet nedir?Dindarlık nedir?Erdem nedir?
Sokrates karşısındaki kişinin verdiği cevapları sorularla sınar ve cevapların kendi içindeki çelişkilerini ortaya çıkarmaya çalışır.
Bu sorgulama biçimi sıklıkla elenchos, yani sınama/çürütme yöntemiyle ilişkilendirilir.
Dikkat çekici olan, bu diyalogların bazılarının kesin bir tanıma ulaşmadan sona ermesidir. Konuşmacılar aporia, yani bir tür düşünsel çıkmaz içerisinde kalabilirler.
Fakat bu başarısızlık değildir. Kişinin bilmediği hâlde bildiğini sanmasının sarsılması, felsefi araştırmanın başlangıcı hâline gelir.
Sokrates Nerede Biter, Platon Nerede Başlar?
Platon’un bazı diyaloglarında Sokrates yalnızca kavramları sorgulayan kişi olmaktan çıkar ve çok daha kapsamlı teorik tartışmaların merkezine yerleşir.
Formlar, ruhun ölümsüzlüğü, anımsama, ideal devlet ve İyi Formu gibi düşünceler özellikle orta dönem olarak sınıflandırılan diyaloglarda belirginleşir.
Bunların tarihsel Sokrates tarafından gerçekten ne ölçüde savunulduğunu bilmiyoruz.
Bu nedenle modern araştırmalarda sık kullanılan yaklaşım, erken diyaloglarda daha “Sokratik”, orta dönem eserlerinde ise daha belirgin biçimde “Platonik” bir düşüncenin ortaya çıktığını kabul etmektir. Ancak bu ayrım kesin bir sınır değildirve bütün araştırmacılar ayrıntılar konusunda aynı görüşte değildir.
Üstelik bazı geç dönem diyaloglarında Sokrates artık başlıca konuşmacı bile değildir. Sofist ve Devlet Adamı’nda tartışmayı büyük ölçüde Elealı Yabancı yürütür; Timaios’ta ise uzun kozmolojik anlatının sahibi Timaios’tur. Yasalar’da Sokrates hiç yer almaz.
Bu değişim, Platon’un felsefesini yalnızca “Sokrates’in düşüncelerini yazıya geçiren öğrencinin eseri” olarak görmenin neden yetersiz olduğunu gösterir.
Sokrates’in Kalıcı Mirası
Yine de Platon’un Sokrates’ten aldığı en önemli miras yalnızca belirli düşünceler değildir.
Daha temel olan felsefe yapma biçimidir.
Bir iddiayı sorgulamak, kavramların anlamını araştırmak, çelişkileri açığa çıkarmak ve insanın kendi yaşamını incelemesi gerektiğini düşünmek Platon’un bütün felsefi projesinin arka planında kalmaya devam eder.
Platon Sokrates’in öğrencisi olarak başladı; fakat Sokrates’in açtığı soruları bilgi, varlık, ruh, siyaset, eğitim ve kozmolojiye uzanan çok daha geniş bir felsefi araştırmaya dönüştürdü. PLATON
Platon ve Aristoteles
Aristoteles yaklaşık yirmi yıl boyunca Platon’un Akademia’sında bulundu. Bu nedenle iki filozof arasındaki ilişkiyi basitçe “öğretmen ve ona karşı çıkan öğrenci” şeklinde düşünmek yanıltıcıdır.
Aristoteles, Platon’un ortaya koyduğu birçok temel problemi devralır; fakat bunlara farklı cevaplar verir.
Formlar
En önemli ayrılık Formlar konusunda ortaya çıkar.
Platon’un özellikle Phaidon ve Devlet gibi diyaloglarında Formlar, duyulur tek tek şeylerden ayrı ve değişmeyen gerçeklikler olarak ele alınır.
Aristoteles ise şeylerin ne olduğunu açıklamak için onların Formlarından söz etmeyi sürdürür fakat Formların tekil varlıklardan ayrı olarak var olmasını eleştirir.
Kısaca söylersek:
Platon: Güzel şeylerden ayrı olarak Güzel’in kendisini araştırır.Aristoteles: Bir şeyin formunu, somut varlığın kendi yapısını açıklayan ilke olarak düşünür.
Fakat bu karşıtlık da mutlaklaştırılmamalıdır; Platon’un Formlar hakkındaki düşüncesi farklı diyaloglarda ciddi biçimde problemleştirilir.
Bilgi
Platon özellikle orta dönem eserlerinde değişmeyen bilginin nesnesini düşünülür gerçeklikle ilişkilendirir. Anımsama öğretisi de ruhun duyusal deneyimin ötesindeki bilgiyle ilişkisini açıklamak için kullanılır.
Aristoteles ise bilgi edinmenin başlangıcında duyusal algıya çok daha belirgin bir rol verir. Algıdan hafızaya, deneyime ve buradan evrenselin kavranmasına ilerleyen bir süreç tasvir eder.
Ancak Aristoteles de bilgiyi yalnızca duyusal verilerin toplanmasına indirgemez. Gerçek bilimsel bilgi, evrenseli ve nedenleri kavramayı gerektirir.
Ruh
Platon’un özellikle Phaidon’daki yaklaşımında ruh bedenden ayrılabilir ve ölümden sonra varlığını sürdürebilir.
Aristoteles ise De Anima’da ruhu canlı bedenin formu olarak ele alır. Ruh ile bedeni iki bağımsız varlığın geçici birlikteliği şeklinde düşünmek istemez.
Bununla birlikte Aristoteles’in nous hakkındaki bazı ifadeleri ayrılabilirlik konusunda tartışmalı olduğu için farkı basitçe “Platon düalisttir, Aristoteles değildir” formülüne indirgemek de yetersiz kalır.
Sanat
Platon özellikle Devlet’te mimetik şiirin hakikatle ve ruhun eğitimiyle ilişkisini ciddi biçimde sorgular.
Aristoteles ise Poetika’da mimesise çok daha olumlu yaklaşır. İnsanların mimesis aracılığıyla öğrenebildiğini ve şiirin tek tek gerçekleşmiş olaylardan ziyade olabilecek olanı ve evrensel örüntüleri gösterebildiğini savunur.
Bu nedenle Aristoteles’in sanat anlayışı, Platon’un şiire yönelttiği eleştirilere verilmiş önemli bir felsefi cevap olarak da okunabilir.
Aynı Sorular, Farklı Yollar
Platon ile Aristoteles arasındaki ayrılık yalnızca iki rakip felsefi sistem arasındaki çatışma değildir.
Her ikisi de şu soruların peşindedir:
Gerçeklik nedir?Bilgi nasıl mümkündür?İnsan nasıl yaşamalıdır?İyi bir siyasal düzen nasıl kurulabilir?Sanatın hakikatle ilişkisi nedir?
Aristoteles bu soruların büyük bölümünü Platon’un açtığı felsefi alan içerisinde devralır; fakat Form, doğa, bilgi ve canlılık anlayışını yeniden kurarak farklı bir yol geliştirir.
Bu nedenle Platon ile Aristoteles arasındaki ilişkiyi yalnızca bir karşıtlık olarak değil, Batı felsefesinin en uzun süre devam edecek tartışmalarından birinin başlangıcı olarak görmek daha doğru olur. PLATON
Eserleri
Platon’un günümüze ulaşan külliyatı büyük ölçüde diyaloglardan oluşur. Bununla birlikte hangi diyalogların tam olarak hangi tarihte yazıldığını bilmiyoruz. Modern araştırmalarda eserler sıklıkla erken, orta ve geç dönem şeklinde gruplandırılır; ancak bu, Platon’un kendi yaptığı bir sınıflandırma değildir ve bütün eserlerin kronolojisi konusunda kesin bir uzlaşı yoktur.
Bu nedenle aşağıdaki ayrım yaklaşık ve geleneksel bir okuma düzeni olarak görülmelidir.
Sokratik ve Erken Dönemle İlişkilendirilen Diyaloglar
Sokrates’in Savunması (Apologia) — Sokrates’in yargılanması ve felsefi yaşamını savunması.
Kriton — Sokrates’in hapisten kaçmayı reddetmesi; yasa, adalet ve yükümlülük.
Euthyphron — Dindarlığın ne olduğu üzerine sorgulama.
Lakhes — Cesaret.
Kharmides — Ölçülülük.
Lysis — Dostluk.
Protagoras — Erdem, eğitim ve haz üzerine tartışmalar.
Gorgias — Retorik, iktidar, adalet ve iyi yaşam.
Orta Dönemle İlişkilendirilen Eserler
Menon — Erdem, öğrenme, anımsama ve doğru sanı ile bilgi arasındaki ilişki.
Phaidon — Sokrates’in son günü, ruhun ölümsüzlüğü ve felsefi yaşam.
Symposion (Şölen) — Eros, arzu, güzellik ve Diotima’nın anlatısı.
Devlet (Politeia) — Adalet, ruh, eğitim, Formlar, İyi, filozof yöneticiler ve siyasal düzen.
Phaidros — Eros, ruh, retorik ve yazının felsefi değeri.
Bu eserlerin birbirlerine göre kesin yazılış sıralaması konusunda ihtiyatlı olmak gerekir.
Geç Dönemle İlişkilendirilen Diyaloglar
Theaitetos — “Bilgi nedir?” sorusunun kapsamlı biçimde araştırılması.
Parmenides — Formlar hakkındaki ciddi metafizik güçlükler ve diyalektik çalışma.
Sofist — Sofistin tanımı; varlık, yokluk ve yanlışlık problemleri.
Devlet Adamı (Politikos) — Gerçek siyasal bilgi ve yöneticilik.
Philebos — Haz, akıl ve iyi yaşam.
Timaios — Kozmos, Demiurgos, Dünya Ruhu, doğa ve insanın oluşumu.
Kritias — Timaios'un devamı niteliğindeki, tamamlanmamış Atlantis anlatısı.
Yasalar (Nomoi) — Yasalar, eğitim, kurumlar ve uygulanabilir siyasal düzen üzerine Platon’un en uzun eseridir. Genellikle onun son eseri olarak kabul edilir.
Mektuplar
Platon’a geleneksel olarak on üç mektup da atfedilmiştir.
Bunların içerisinde en meşhuru Yedinci Mektup’tur. Sicilya deneyimleri, Dion ile ilişkisi ve felsefe ile siyaset arasındaki ilişki hakkında önemli bilgiler içerir.
Ancak burada ciddi bir akademik problem vardır:
Yedinci Mektup’un gerçekten Platon tarafından yazılıp yazılmadığı kesin değildir.
Otantikliğini savunan araştırmacılar olduğu gibi reddedenler de vardır. Bu nedenle mektuptaki biyografik bilgileri tartışmasız tarihsel gerçekler gibi kullanmak doğru değildir.
Platon’u Nereden Okumaya Başlamalı?
Platon’un eserleri tek bir sistematik kitabın bölümleri değildir. Bu nedenle onu anlamanın en iyi yollarından biri farklı türde diyalogları birlikte okumaktır.
Başlangıç için:
Sokrates’in Savunması → Sokratik felsefi yaşamEuthyphron → Sokratik sorgulamaMenon → Bilgi ve öğrenmeSymposion → Eros ve güzellikPhaidon → Ruh ve FormlarDevlet → Adalet, bilgi, metafizik ve siyaset
güçlü bir temel oluşturur.
Ardından Theaitetos, Parmenides, Sofist, Philebos ve Timaios gibi eserler Platon’un felsefesinin daha karmaşık problemlerine geçiş sağlar.
Platon’u okumak, hazır bir “Platon sistemi”ni sırayla öğrenmekten çok aynı temel soruların farklı diyaloglarda nasıl yeniden kurulduğunu ve sorgulandığını takip etmektir. PLATON
Platon’un Mirası
Platon’un etkisi ölümünden sonra kurduğu Akademia aracılığıyla devam etti. Ancak “Platonculuk” tarih boyunca tek ve değişmez bir öğreti olmadı. Farklı dönemlerde Platon’un eserleri yeniden yorumlandı ve birbirinden oldukça farklı felsefi geleneklerin kaynağı hâline geldi.
Akademia’dan Platonculuğa
Platon’un ölümünün ardından Akademia’nın başına yeğeni Speusippos geçti. Daha sonraki yüzyıllarda Akademia önemli dönüşümler yaşadı; özellikle Arkesilaos ve Karneades dönemlerinde şüpheci bir yönelim güç kazandı.
Dolayısıyla Platon’un kurduğu okul bile tarih boyunca tek bir değişmez “Platon öğretisini” sürdürmedi.
Plotinos ve Yeni Platonculuk
MS 3. yüzyılda Plotinos, Platon’un düşüncesini son derece etkili yeni bir metafizik sistem içerisinde yorumladı.
Plotinos’un merkezinde Bir, Akıl (Nous) ve Ruh bulunur. Bütün gerçeklik en yüksek ilke olan Bir’den açıklanır ve ruhun yeniden kaynağına yönelişi felsefi yaşamın temel meselelerinden biri hâline gelir.
Bu gelenek daha sonra Yeni Platonculuk olarak adlandırıldı.
Ancak önemli bir ayrım vardır: Plotinos’un sistemi doğrudan “Platon’un aslında söylediği şey” değildir. Platon’un metinlerinin yüzyıllar sonra geliştirilmiş güçlü ve özgün bir yorumudur.
Hristiyan ve İslam Düşüncesi
Platoncu ve özellikle Yeni Platoncu düşünceler Geç Antik Çağ ve Orta Çağ boyunca büyük etki yarattı.
Augustinus, değişmeyen hakikat, ruh ve duyulur dünyanın ötesindeki gerçeklik gibi konularda Platoncu ve Yeni Platoncu düşünceden önemli ölçüde yararlandı; ancak bunları Hristiyan teolojisi içerisinde yeniden yorumladı.
Platoncu miras İslam felsefesinde de etkili oldu. Fârâbî gibi filozofların siyaset ve metafizik düşüncesinde Platon ile Aristoteles farklı biçimlerde bir araya getirildi.
Burada aktarım tarihinin karmaşıklığı önemlidir: Antik ve Orta Çağ düşünürleri bazen bugün Yeni Platoncu olduğunu bildiğimiz bazı metin ve düşünceleri de Aristoteles veya Platon geleneği içerisinde değerlendirebiliyordu. Dolayısıyla “Platon’un etkisi” çoğu zaman doğrudan Platon’un metinlerinden değil, yüzyıllar boyunca oluşmuş yorum geleneklerinden geçti.
Rönesans ve Sonrası
Rönesans döneminde Platon’a yönelik ilgi yeniden güçlendi. Özellikle Marsilio Ficino, 15. yüzyılda Platon’un eserlerini Latinceye çevirdi ve Platoncu düşüncenin Avrupa entelektüel dünyasında yeniden yayılmasında önemli rol oynadı.
Platon’un etkisi daha sonraki felsefede de sona ermedi.
Bilginin duyularla ilişkisi, evrensellerin statüsü, görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrım, akıl ve arzu arasındaki çatışma, siyasal iktidarın bilgiyle ilişkisi ve sanatın hakikati temsil edip edemeyeceği gibi problemler farklı biçimlerde tekrar tekrar gündeme geldi.
Platon Neden Hâlâ Okunuyor?
Platon’un kalıcı etkisinin nedenlerinden biri yalnızca belirli cevaplar vermiş olması değildir.
O, felsefenin en temel sorularından bazılarını olağanüstü güçlü biçimde formüle etti:
Bilgi nedir?Adalet nedir?Gerçeklik yalnızca gördüklerimizden mi oluşur?İyi bir yaşam nasıl olmalıdır?Arzularımız mı bizi yönetmeli, aklımız mı?Siyasal iktidarı kim kullanmalıdır?Sanat bizi hakikate yaklaştırır mı, uzaklaştırır mı?
Üstelik Platon bu soruları çoğu zaman okurun önüne tamamlanmış cevaplar olarak koymadı.
Onları diyaloglara dönüştürdü.
Belki de Platon’un yaklaşık iki bin dört yüz yıldır okunmaya devam etmesinin en önemli nedenlerinden biri budur: Platon’un metinlerinde felsefe yalnızca geçmişte verilmiş cevapların toplamı değil, okurun hâl â katılabileceği bir konuşma olarak varlığını sürdürür.