top of page

Socrates

Kendini, erdemi ve doğru yaşamı sorgulayan bir felsefe.

Sokrates’in klasik mermer portresi ve antik kitaplar

Yaşamı ve Atina’sı



Sokrates, yaklaşık MÖ 470/469’da Atina’da doğdu ve MÖ 399’da aynı kentte idam edildi.

Hayatı boyunca kitap yazmadı, kendi felsefesini sistematik bir metin hâline getirmedi ve bir okul kurmadı. Onu bugün büyük ölçüde başkalarının anlattıkları üzerinden tanıyoruz.

Bu nedenle Sokrates’in yaşamı hakkında konuşurken önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Elimizde tarihsel Sokrates’in kendi anlatısı yoktur.

Platon, Ksenophon ve Aristophanes gibi kaynaklar bize birbirinden farklı Sokrates portreleri bırakmıştır.

Savaş İçindeki Bir Atina

Sokrates’in yetiştiği Atina, Antik Yunan dünyasının en önemli siyasal ve kültürel merkezlerinden biriydi.

Demokratik kurumlar gelişiyor; tiyatro, retorik, felsefe ve kamusal tartışma kentin yaşamında büyük rol oynuyordu.

Fakat Sokrates’in yetişkinlik yıllarının önemli bölümü aynı zamanda Peloponez Savaşı’nın gölgesinde geçti.

Atina ile Sparta arasındaki bu uzun savaş MÖ 431–404 arasında sürdü ve sonunda Atina’nın yenilgisiyle sonuçlandı.

Sokrates yalnızca savaş hakkında konuşan bir filozof değildi. Atina yurttaşı olarak hoplit, yani ağır piyade askeri olarak seferlere katıldı.

Antik kaynaklar onu Potidaia, Delion ve Amphipolis seferleriyle ilişkilendirir.

Platon’un Şölen diyaloğunda Alkibiades, özellikle Potidaia seferinde Sokrates’in dayanıklılığını ve savaş sırasındaki cesaretini över. Delion’dan geri çekilişi de sonraki anlatılarda soğukkanlılığıyla hatırlanır.

Dolayısıyla sonraki yüzyıllarda oluşan yalnızca konuşan ve tartışan “yaşlı bilge” görüntüsünün arkasında, savaş deneyimi yaşamış bir Atina yurttaşı da vardır.

Sokaklarda Felsefe

Sokrates’in felsefesinin en ayırt edici özelliklerinden biri, düşünmenin gündelik yaşamdan kopuk olmamasıdır.

Atina’nın kamusal alanlarında insanlarla konuşuyor; siyasetçilerden şairlere, zanaatkârlardan gençlere kadar farklı insanlara sorular yöneltiyordu.

Adalet nedir?

Cesaret nedir?

Erdem nedir?

Bir şeyi gerçekten bildiğimizi nasıl anlarız?

Bu soruların rahatsız edici tarafı, Sokrates’in çoğu zaman karşısındaki kişinin verdiği ilk cevabı kabul etmemesiydi.

Sorularını sürdürerek insanların bildiklerini düşündükleri şeylerdeki çelişkileri görünür hâle getiriyordu.

Bu nedenle Sokrates için felsefe yalnızca öğrenilecek bir bilgi alanı değil, insanın kendi yaşamını ve inançlarını sorgulamasını gerektiren bir faaliyet hâline geldi.

Sokrates ve Siyaset

Sokrates profesyonel bir siyasetçi değildi. Buna rağmen yaşamı Atina’nın siyasal krizlerinden ayrı düşünülemez.

Savunma’da anlatılan önemli bir olayda Sokrates, Atina’nın demokratik yönetimi sırasında görev yaptığı kurulda, Arginusai Deniz Savaşı sonrasında generallerin topluca yargılanmasına ilişkin hukuka aykırı bulduğu sürece karşı çıktığını söyler.

Fakat yalnızca demokratik yönetimle çatışmadı.

Atina’nın yenilgisinden sonra MÖ 404’te Sparta’nın desteğiyle kurulan ve Otuzlar olarak bilinen oligark yönetim döneminde de önemli bir olay yaşandı.

Sokrates’in anlatımına göre yönetim, kendisine ve dört kişiye Salamisli Leon’u tutuklayıp getirmelerini emretti.

Sokrates emre uymadı ve evine döndü.

Bunu yapmasının nedeni kendi anlatımında oldukça açıktır:

Ölmekten çok haksızlık yapmaktan kaçınmak.

Bu iki olay Sokrates’i kolayca “demokrasi yanlısı” veya “demokrasi karşıtı” şeklinde sınıflandırmanın neden sorunlu olduğunu gösterir.

Onun açısından daha temel mesele, yönetimin biçiminden önce adil davranıp davranmamak gibi görünmektedir.

Atina İçin Rahatsız Edici Bir Adam

Sokrates zamanla Atina’nın tanınmış ve tartışmalı figürlerinden biri hâline geldi.

MÖ 423’te Aristophanes’in Bulutlar adlı komedyasında sahneye çıkarılmıştı. Buradaki Sokrates, doğa olaylarını araştıran, tartışma teknikleri öğreten ve geleneksel değerleri altüst eden komik bir entelektüel olarak tasvir edilir.

Bu portreyi tarihsel Sokrates’in doğrudan biyografisi olarak kullanamayız.

Fakat önemli bir şeyi gösterir:

Sokrates, yargılanmasından onlarca yıl önce bile Atina’da kamusal olarak tanınabilecek ve alaya alınabilecek bir figürhâline gelmişti.

Üstelik çevresindeki bazı kişilerin siyasal geçmişleri de daha sonra onun aleyhine işleyebilecek bir bağlam oluşturuyordu. Özellikle Alkibiades ve Kritias gibi tartışmalı isimlerin Sokrates’le ilişkileri, savaş sonrasının gergin Atina’sında görmezden gelinecek bağlantılar değildi.

Ancak bir kişinin Sokrates’le konuşmuş olması, onun Sokrates’in “öğrencisi” olduğu veya siyasal davranışlarının Sokrates tarafından öğretildiği anlamına gelmez.

Bu ayrım özellikle Sokrates’in yargılanmasını anlamak açısından önemlidir.

MÖ 399

Savaşın sona ermesinden yalnızca birkaç yıl sonra Sokrates hakkında dava açıldı.

Yaklaşık yetmiş yaşındaydı.

Suçlamalar temel olarak kentin kabul ettiği tanrıları kabul etmemek, yeni ilahi varlıklar ortaya koymak ve gençleri yozlaştırmak etrafında şekilleniyordu.

Sokrates suçlu bulundu ve ölüm cezasına mahkûm edildi.

Baldıran zehri içerek MÖ 399’da öldü.

Fakat ölümünden sonra ortaya çıkan sonuç, mahkemenin muhtemelen öngörebileceğinden çok daha büyüktü.

Sokrates hiçbir kitap bırakmamıştı.

Buna rağmen öğrencileri ve onu tanıyan yazarların oluşturduğu literatür sayesinde, felsefe tarihinin en etkili figürlerinden biri hâline geldi.

Onun yaşamıyla düşüncesi arasındaki bağ da burada ortaya çıkar:

Sokrates için felsefe yalnızca ne söylediğinizle değil, söyledikleriniz uğruna nasıl yaşadığınızla ilgiliydi.

Sokrates’i Nasıl Tanıyoruz? — Sokratik Problem

Sokrates hakkında araştırma yaparken karşımıza temel bir güçlük çıkar:

Sokrates hiçbir eser yazmadı.

Bugün onun yaşamını ve düşüncelerini, kendisi hakkında yazan başka insanların eserlerinden hareketle anlamaya çalışıyoruz.

Üstelik bu kaynakların anlattığı Sokrates her zaman aynı değildir.

Tarihsel Sokrates’in gerçekte ne düşündüğünü bu farklı anlatılardan ayırma problemi, felsefe tarihinde “Sokratik problem” olarak adlandırılır.

Platon’un Sokrates’i

Sokrates hakkındaki en önemli kaynaklardan biri Platon’dur.

Platon’un diyaloglarının büyük bölümünde Sokrates merkezi bir karakterdir. Özellikle Sokrates’in Savunması, Euthyphron, Kriton ve erken dönemle ilişkilendirilen diğer diyaloglar, Sokratik düşünceyi anlamak açısından son derece önemlidir.

Ancak burada bir sorun vardır:

Platon tarih kitabı yazmıyordu.

Eserleri felsefi ve edebî diyaloglardır. Dolayısıyla diyaloglardaki Sokrates’in söylediği her cümleyi tarihsel Sokrates’in gerçekten söylediği bir söz olarak kabul edemeyiz.

Özellikle Formlar, anımsama, ruhun ölümsüzlüğü ve kapsamlı siyaset teorisi gibi konular belirginleştikçe şu soruyu sormak zorlaşır:

Burada konuşan tarihsel Sokrates mi, yoksa Sokrates karakteri aracılığıyla felsefe yapan Platon mu?

Bu sorunun kesin bir cevabı yoktur.

Ksenophon’un Sokrates’i

İkinci önemli tanık Ksenophon’dur.

Ksenophon da Sokrates’i tanımış ve onun hakkında Anılar (Memorabilia), Sokrates’in Savunması, Şölen ve Oikonomikosgibi eserlerde yazmıştır.

Onun Sokrates’i çoğu zaman Platon’dakinden daha pratik görünür.

Gündelik yaşam, özdenetim, dostluk, yönetim, eğitim ve insanın yaşamını düzenlemesi gibi meseleler daha belirgin hâle gelir.

Fakat Ksenophon da tarafsız bir kamera değildir. Özellikle Anıların önemli amaçlarından biri, Sokrates’i gençleri yozlaştırdığı ve dinsiz olduğu yönündeki suçlamalara karşı savunmaktır.

Dolayısıyla Ksenophon’un anlatısı da kendi amacı ve edebî bağlamı içerisinde okunmalıdır.

Aristophanes’in Sokrates’i

Sokrates hakkında elimizdeki en eski önemli tasvirlerden biri komedya yazarı Aristophanes’in Bulutlar oyunundabulunur.

Oyun ilk kez MÖ 423’te, yani Sokrates’in yargılanmasından yaklaşık yirmi dört yıl önce sahnelendi.

Buradaki Sokrates oldukça farklıdır.

Gökyüzünü ve doğayı araştırır, öğrencilerine tartışmada zayıf olan görüşü güçlü göstermeyi öğreten tuhaf bir entelektüel olarak karikatürize edilir.

Bu tasvir, Platon’un çizdiği Sokrates portresiyle birçok noktada uyuşmaz.

Üstelik Bulutlar bir komedyadır. Bu nedenle oyundaki ayrıntıları Sokrates’in gerçek yaşamının doğrudan kaydı olarak kullanamayız.

Fakat eser yine de çok değerlidir.

Çünkü Sokrates’in kendi döneminde Atinalıların gözünde nasıl algılanabildiğine ilişkin önemli bir tarihsel tanıklık sunar.

Nitekim Platon’un Savunma’sındaki Sokrates de kendisi hakkında uzun zamandır dolaşan, onu “gökteki ve yer altındaki şeyleri araştıran” ve kötü argümanı güçlü hâle getiren biri gibi gösteren eski suçlamalardan yakınır.

Aristoteles’in Sokrates’i

Bir başka önemli kaynak Aristoteles’tir.

Ancak Aristoteles farklı bir konumdadır: Sokrates öldüğünde henüz doğmamıştı.

Dolayısıyla onun tanıklığı doğrudan kişisel gözleme dayanmaz.

Buna rağmen Aristoteles, Sokrates ile Platon arasında felsefi bir ayrım yapması açısından son derece önemlidir.

Özellikle Metafizik’te Sokrates’i tanım arayışı ve tümevarımsal akıl yürütmeyle ilişkilendirir; buna karşılık ayrı Formlar öğretisini Sokrates’e değil, Platon’a bağlar.

Bu tanıklık, Platon’un diyaloglarında gördüğümüz her düşünceyi tarihsel Sokrates’e mal etmememiz gerektiğini destekleyen önemli antik kanıtlardan biridir.

Hangisi Gerçek Sokrates?

Sorunun kolay bir cevabı yoktur.

Elimizde:

Platon’un filozof Sokrates’i,Ksenophon’un daha pratik ve ahlaki Sokrates’i,Aristophanes’in komik ve rahatsız edici entelektüeli,Aristoteles’in felsefe tarihinde belirli bir yere yerleştirdiği Sokrates

vardır.

Bunlardan birini seçip diğerlerini tamamen reddetmek tarihsel problemi çözmez.

Modern araştırmacılar kaynakların tarihini, amaçlarını, birbirleriyle uyuştukları ve ayrıldıkları noktaları karşılaştırarak tarihsel Sokrates hakkında daha ihtiyatlı sonuçlara ulaşmaya çalışırlar.

Bu nedenle Sokrates hakkında kullanacağımız dil de önemlidir.

Her zaman:

“Sokrates kesinlikle şöyle düşünüyordu.”

demek yerine gerektiğinde:

“Platon’un erken diyaloglarında Sokrates…”“Ksenophon’un aktardığı Sokrates…”“Aristoteles’in tanıklığına göre…”

demek daha güvenilirdir.

Sokratik problem bize yalnızca Sokrates hakkında bir şey öğretmez.

Aynı zamanda felsefe tarihini okurken çok temel bir kuralı hatırlatır:

Bir filozof hakkında elimizde bulunan kaynak ile tarihsel kişinin kendisi aynı şey değildir. SOKRATES

Sokrates Nasıl Felsefe Yapıyordu?

Sokrates’in felsefesi büyük ölçüde konuşma ve sorgulama üzerinden ilerler.

Özellikle Platon’un erken dönemle ilişkilendirilen diyaloglarında Sokrates, karşısındaki kişiye doğrudan bir teori öğretmek yerine onun düşüncelerini sorular aracılığıyla sınar.

Bu yüzden bugün sıklıkla “Sokratik yöntem” ifadesini kullanıyoruz.

Ancak Sokrates’in kendisinin tanımladığı, aşamaları belirlenmiş tek bir “Sokratik yöntem” elimizde yoktur. Bu adlandırma, diyaloglarda tekrar eden bazı sorgulama biçimlerini tanımlamak için kullanılan genel bir ifadedir.

“Nedir?” Sorusu

Sokrates’in en karakteristik sorularından biri son derece basit görünür:

“Nedir?”

Cesaret nedir?Adalet nedir?Dindarlık nedir?Erdem nedir?

Sokrates genellikle tek tek örneklerle yetinmez.

Örneğin Euthyphron’da yalnızca hangi davranışların dindarca olduğunu öğrenmek istemez. Farklı dindar eylemlerin hepsini dindar yapan şeyin ne olduğunu araştırır.

Amaç bir örnek listesi değil, kavramın ne olduğunu açıklayabilecek genel bir tanıma ulaşmaktır.

Elenchos: Bir İnancı Sınamak

Sokrates’le en çok ilişkilendirilen sorgulama biçimlerinden biri elenchostur.

Kelime bağlama göre sınama, sorgulama veya çürütme gibi anlamlara gelebilir.

Basitleştirirsek süreç çoğu zaman şöyle ilerler:

Karşısındaki kişi bir iddia ortaya koyar.

Sokrates ona başka sorular sorar ve onun kabul ettiği başka önermeleri ortaya çıkarır.

Ardından başlangıçtaki iddianın bu kabullerle birlikte sürdürülemeyeceği gösterilir.

Böylece kişi kendi düşüncelerinin içerisinde bulunan bir tutarsızlıkla karşılaşır.

Önemli olan yalnızca Sokrates’in tartışmayı “kazanması” değildir.

Asıl mesele kişinin:

“Bunu bildiğimi sanıyordum ama aslında düşüncem sandığım kadar sağlam değilmiş.”

noktasına gelmesidir.

Aporia: Cevapsız Kalmak

Bu nedenle bazı Sokratik diyalogların sonunda kesin bir cevap bulunmaz.

Konuşma aporia ile sonuçlanabilir: taraflar artık başlangıçta sahip oldukları cevaba güvenemezler fakat henüz yerine kesin bir cevap da koyamamışlardır.

Örneğin Laches cesaret, Kharmides ölçülülük, Euthyphron ise dindarlık konusunda kesin ve kabul edilmiş bir tanıma ulaşmadan sona erer.

Fakat Platon’un diyaloglarında bu çıkmaz çoğu zaman anlamsız bir başarısızlık değildir.

Çünkü sorgulamanın sonunda kişi en azından kendi bilgisinin sınırlarıyla karşılaşmıştır.

Sokratik İroni

Sokrates’in konuşmalarında sık karşılaşılan bir başka özellik Sokratik ironi olarak adlandırılır.

Sokrates bazen karşısındaki kişinin bilgeliğini över ve kendisini bilmiyormuş gibi göstererek ondan öğretmesini ister.

Konuşma ilerledikçe “bilen” kişinin kendi iddialarını açıklamakta zorlandığı ortaya çıkabilir.

Fakat Sokratik ironiyi yalnızca alay veya numara olarak görmek yetersizdir. Sokrates’in gerçekten hangi noktalarda bilgisizlik iddiasında bulunduğu ve ironinin kapsamının ne olduğu araştırmacılar arasında tartışılmıştır.

Öğretmen mi, Sorgulayıcı mı?

Platon’un Savunma’sındaki Sokrates, geleneksel anlamda bir öğretmen olduğunu reddeder ve sofistlerin aksine insanlardan öğretim ücreti almadığını vurgular.

Bu ayrım önemlidir.

Sokrates’in karakteristik konumu:

“Cevabı biliyorum, şimdi size öğreteceğim.”

değil,

“Bu düşüncenin gerçekten doğru olup olmadığını birlikte sınayalım.”

şeklindedir.

Bu nedenle Sokratik felsefenin merkezinde yalnızca belirli cevaplar değil, insanın kendi düşüncelerini gerekçelendirmeye hazır olması bulunur.

Sokrates’in bıraktığı en güçlü miraslardan biri de budur:

Bir düşünceye sahip olmak yeterli değildir. O düşüncenin sorgulanmaya dayanıp dayanmadığını da görmek gerekir. SOKRATES

“Bildiğim Tek Şey…” — Sokratik Bilgelik

Sokrates denildiğinde akla gelen en meşhur sözlerden biri şudur:

“Bildiğim tek şey hiçbir şey bilmediğimdir.”

Fakat önemli bir problem vardır:

Platon’un metinlerinde Sokrates bu cümleyi bu biçimiyle söylemez.

Bu ifade, Sokrates’in Savunma’da anlattığı düşüncenin sonradan özlü bir söze dönüştürülmüş hâlidir.

Sokrates’in asıl düşüncesi daha dikkat çekicidir.

Delphoi Kehaneti

Platon’un Sokrates’in Savunması adlı eserinde Sokrates, arkadaşı Khairephon’un Delphoi’daki kâhine başvurduğunu anlatır.

Khairephon, Sokrates’ten daha bilge birinin bulunup bulunmadığını sorar.

Pythia’nın cevabı:

Sokrates’ten daha bilge kimse olmadığıdır.

Sokrates bu cevaba şaşırır.

Çünkü kendisini büyük bir bilgeliğe sahip biri olarak görmemektedir.

Bunun üzerine tanrısal sözün ne anlama geldiğini anlayabilmek için bilge olarak tanınan insanları sorgulamaya başlar.

Bilge Olduğunu Sananlar

Sokrates önce siyasal alanda bilge kabul edilen kişilerle konuşur.

Karşılaştığı temel problem şudur:

Bazı insanlar bilmedikleri hâlde bildiklerini düşünmektedir.

Daha sonra şairleri ve zanaatkârları da sorgular.

Zanaatkârların kendi alanlarında gerçekten bilgi sahibi olduklarını kabul eder. Fakat onların da belirli bir konuda uzman oldukları için başka önemli konularda da bilge olduklarını düşünme hatasına düşebildiklerini söyler.

Böylece Sokrates, Delphoi kehanetinin ne anlama gelebileceğini kavramaya başlar.

Sokratik Bilgelik Nedir?

Savunma 21d’de Sokrates, sorguladığı kişilerden biriyle arasındaki farkı yaklaşık olarak şöyle açıklar:

İkisi de önemli ve iyi şeyler konusunda yeterli bilgiye sahip olmayabilir.

Fakat karşısındaki kişi bilmediği hâlde bildiğini sanmaktadır.

Sokrates ise bilmediği şeyi bildiğini düşünmemektedir.

Onun küçük üstünlüğü buradadır.

Dolayısıyla Sokratik bilgelik:

“Ben hiçbir şey bilmiyorum.”

iddiasından çok,

“Bilmediğim şeyi bildiğimi sanmıyorum.”

tavrında aranmalıdır.

Bu fark önemlidir.

Çünkü Sokrates gerçekten hiçbir şey bilmediğini iddia eden mutlak bir şüpheci değildir. Diyaloglarda bazı ahlaki kanaatlerini oldukça güçlü biçimde savunur.

Onun hedef aldığı şey daha çok sahte bilgi iddiasıdır.

Bilgisizliğin Farkında Olmak

Sokrates’in sorgulamalarının rahatsız edici tarafı da burada ortaya çıkar.

İnsan yalnızca yanlış bir düşünceye sahip olabilir.

Daha büyük problem ise yanlış olduğunu fark etmeden o düşüncenin bilgi olduğuna inanmasıdır.

Çünkü bildiğini düşünen kişinin araştırmaya devam etmek için bir nedeni kalmaz.

Sokratik sorgulama bu güveni sarsar.

Bunu gerçekten biliyor musun?

Neden doğru olduğunu düşünüyorsun?

Söylediğin diğer şeylerle tutarlı mı?

Sokrates’in soruları kişinin yalnızca cevaplarını değil, kendi bilgisine duyduğu güveni de sınamaya başlar.

Cehalet Bir Erdem midir?

Buradan “Sokrates’e göre hiçbir şey bilmemek iyidir” sonucu çıkarılmamalıdır.

Sokrates cehaleti yüceltmez.

Sorun bilgisiz olmak değil, bilgisizliğin farkında olmadan kendini bilge sanmaktır.

Bilmediğinin farkına varmak ise araştırmanın sonu değil, başlangıcıdır.

Çünkü ancak bildiğini sandığın şeyden kuşku duyduğunda onu gerçekten araştırmaya başlayabilirsin.

Bu nedenle Sokratik bilgelik basit bir alçakgönüllülük sloganından daha güçlüdür.

İnsandan kendi düşüncelerine karşı sürekli bir epistemik dikkat talep eder:

Gerçekten ne biliyorum ve yalnızca neyi bildiğimi sanıyorum? SOKRATES

Kendini Bil ve Sorgulanmış Yaşam

Sokrates’in felsefesinin merkezinde yalnızca dünyayı anlamak değil, insanın kendi yaşamını sorgulaması bulunur.

Bu düşünceyle ilişkilendirilen en ünlü ifadelerden biri:

“Kendini bil.”

Yunanca gnōthi seauton.

Ancak bu söz Sokrates’in icat ettiği bir özdeyiş değildir. Antik gelenekte Delphoi’daki Apollon tapınağıyla ilişkilendirilen Delphik özdeyişlerden biridir.

Sokrates’in felsefesi ise bu eski düşünceye son derece güçlü bir felsefi anlam kazandırır.

Kendini Bilmek Ne Demektir?

Sokratik bağlamda kendini bilmek yalnızca kişinin karakter özelliklerini tanıması anlamına gelmez.

Daha temel bir mesele vardır:

Neyi bildiğinin ve neyi bilmediğinin farkında olmak.

Bir insan adalet hakkında konuşabilir, erdemli olduğunu düşünebilir veya neyin iyi olduğunu bildiğine inanabilir.

Sokrates’in sorusu ise şudur:

Bunların ne olduğunu gerçekten açıklayabiliyor musun?

Bu nedenle kendini sorgulamak, insanın kendi inançlarını da sorgulamasını gerektirir.

Sokratik sorgulama başkalarına yöneltilen bir eleştiri olmaktan önce kişinin kendi yaşamını inceleme biçimidir.

“Sorgulanmamış Hayat Yaşanmaya Değmez”

Platon’un Savunma’sında Sokrates’in gerçekten söylediği aktarılan en meşhur düşüncelerden biri şudur:

“Sorgulanmamış hayat insan için yaşanmaya değer değildir.”

Bu ifade Savunma 38a’da yer alır.

Ancak cümleyi bağlamından koparmamak gerekir.

Sokrates burada mahkûm edilmesinin ardından kendisine felsefe yapmayı bırakması karşılığında yaşamını sürdürme ihtimalini tartışmaktadır.

Onun cevabı açıktır:

Felsefi sorgulamadan vazgeçerek yaşamayı kabul etmez.

Çünkü Sokrates için erdem hakkında konuşmak, kendisini ve başkalarını sınamak insan yaşamındaki en büyük iyiliklerden biridir.

Dolayısıyla “sorgulanmış yaşam” yalnızca sürekli şüphe etmek değildir.

Nasıl yaşadığımızı, neye değer verdiğimizi ve bunları hangi gerekçelerle yaptığımızı incelemektir.

Neye Değer Veriyoruz?

Sokrates’in Savunması’nda bu sorgulamanın çok somut bir yönü vardır.

Sokrates Atinalılara kabaca şu soruyu yöneltir:

Neden servetinize, ününüze ve toplumsal konumunuza bu kadar önem verirken bilgeliğe, hakikate ve ruhunuzun mümkün olduğunca iyi olmasına aynı önemi vermiyorsunuz?

Burada Sokrates insanın değerler sıralamasını tersine çevirmeye çalışır.

Para, ün ve beden bütünüyle değersiz değildir.

Fakat bunlar insanın nasıl biri olduğundan daha önemli hâle geldiğinde temel bir hata ortaya çıkar.

Sokrates’e göre öncelikli mesele:

İnsanın ruhunun nasıl bir durumda olduğudur.

Atina’nın At Sineği

Sokrates bu görevini Savunma’da ünlü bir benzetmeyle açıklar.

Atina’yı büyük ve soylu fakat büyüklüğü nedeniyle ağırlaşmış bir ata, kendisini ise onu sürekli rahatsız ederek uyandıran bir at sineğine benzetir.

Sokrates’in soruları bu yüzden rahatsız edicidir.

İnsanların rahatça kabul ettikleri düşünceleri bozar.

Bildiklerini sandıkları şeyleri yeniden düşünmeye zorlar.

Toplumun değer verdiği başarı, ün, zenginlik ve iktidar gibi şeylerin gerçekten iyi olup olmadığını sorgular.

Felsefenin görevi burada insanları rahatlatmak değil, gerektiğinde rahatsız ederek düşünmeye zorlamaktır.

Felsefe Bir Yaşam Biçimidir

Sokrates’in yaşamıyla felsefesi arasındaki en güçlü bağlantılardan biri burada ortaya çıkar.

Mahkemeye göre yaşamını kurtarmanın yolu susmak olsaydı bile Sokrates bunu kabul etmeyeceğini söyler.

Çünkü onun açısından felsefe boş zamanlarda yapılan entelektüel bir etkinlik değildir.

Nasıl yaşanacağını belirleyen bir yaşam biçimidir.

Bu yüzden “sorgulanmamış hayat yaşanmaya değmez” sözü basitçe:

“Her şeyi sorgulayın.”

anlamına gelmez.

Daha zor bir talep içerir:

İnandığın değerleri kendi yaşamına da uygulayabiliyor musun?

İyi olduğunu düşündüğün şey gerçekten iyi mi?

Adil olduğunu söylüyorsan adil davranıyor musun?

Ve bütün bunların neden doğru olduğunu açıklayabiliyor musun?

Sokrates’in sorgulanmış yaşam anlayışı böylece bilgiyi doğrudan yaşama biçimimizle ilişkilendirir.

Felsefenin sorusu artık yalnızca:

“Doğru olan nedir?”

değildir.

Aynı zamanda:

“Doğru olduğunu düşündüğün şey doğrultusunda nasıl yaşıyorsun?” SOKRATES

Erdem, Bilgi ve İyi Yaşam

Sokrates’in felsefesinin temel sorularından biri şudur:

İnsan nasıl iyi yaşar?

Özellikle Platon’un erken dönemle ilişkilendirilen diyaloglarında bu sorunun cevabı erdem (aretē), bilgi ve insanın ruhunun durumu arasında kurulan güçlü bağlantıda aranır.

Sokrates için iyi yaşam yalnızca haz almak, zenginleşmek veya başarılı olmak değildir.

Asıl mesele:

İnsanın nasıl biri hâline geldiğidir.

Erdem Nedir?

Yunanca aretē kelimesi Türkçeye genellikle “erdem” olarak çevrilir. Ancak sözcük aynı zamanda bir şeyin kendisine özgü işlevini iyi ve yetkin biçimde gerçekleştirmesi fikrini de taşıyabilir.

Sokrates’in diyaloglarında cesaret, adalet, ölçülülük ve dindarlık gibi erdemlerin ne olduğu sürekli araştırılır.

Fakat Sokrates yalnızca:

“Hangi davranış erdemlidir?”

diye sormaz.

Daha temel bir soru sorar:

“Erdem dediğimiz şeyin kendisi nedir?”

Bu nedenle ahlak, hazır kuralları ezberlemekten çok insanın iyinin ne olduğunu gerçekten anlamasıyla ilişkilendirilir.

Erdem ve Bilgi

Sokrates’e atfedilen en karakteristik düşüncelerden biri erdem ile bilgi arasındaki güçlü ilişkidir.

Eğer bir insan gerçekten neyin iyi olduğunu biliyorsa, neden bilerek kendisi için kötü olanı seçsin?

Bu soru özellikle Protagoras diyaloğunda belirginleşir.

İnsanların bazen:

“Bunun kötü olduğunu biliyordum ama hazza yenildim.”

dediğini düşünelim.

Sokrates bu açıklamayı sorgular.

Eğer kişi gerçekten hangi seçeneğin toplamda daha iyi, hangisinin daha kötü olduğunu doğru biçimde kavramış olsaydı kötü olanı seçmesi nasıl mümkün olurdu?

Sorun, kişinin bilgiye sahip olup iradesinin onu yenmesi değil; neyin gerçekten iyi olduğunu doğru değerlendirememesi olabilir.

“Kimse Bilerek Kötülük Yapmaz”

Bu düşünce daha sonra sıklıkla:

“Kimse bilerek kötülük yapmaz.”

şeklinde özetlenmiştir.

Ancak bu ifadeyi dikkatli anlamak gerekir.

Sokrates insanların yaptıkları şeylerin kötü sonuçlar doğurmadığını söylemez.

İnsanlar haksızlık yapabilir, zarar verebilir ve yanlış seçimlerde bulunabilir.

Sokratik düşüncenin radikal tarafı, bu davranışların temelinde bir tür bilgisizlik veya yanlış değerlendirme bulunduğunu ileri sürmesidir.

İnsan kötüyü sırf kötü olduğu için istemez.

Bir şeyi seçerken onu bir şekilde iyi, yararlı veya tercih edilmeye değer olarak görür.

Fakat neyin gerçekten iyi olduğu konusunda yanılıyor olabilir.

İyiyi Bilmek Neden Önemlidir?

Buradan Sokratik etiğin önemli bir sonucu çıkar:

Ahlaki yaşam yalnızca irade meselesi değildir.

Aynı zamanda bir bilgi problemidir.

Eğer insan neyin gerçekten iyi olduğunu yanlış anlıyorsa yaşamını da yanlış şeylerin peşinde kurabilir.

Para, iktidar, haz veya ün kendisine iyi görünebilir.

Fakat bunları elde etmek için adaletsizleşiyorsa Sokrates açısından temel soru şudur:

Gerçekten kendisine iyilik mi yapmıştır?

Haksızlık Yapmak mı, Haksızlığa Uğramak mı?

Bu düşüncenin en çarpıcı sonuçlarından biri Gorgias’ta ortaya çıkar.

Sokrates burada son derece radikal bir iddiayı savunur:

Haksızlık yapmak, haksızlığa uğramaktan daha kötüdür.

Çünkü haksızlığa uğradığında dışarıdan zarar görebilirsin.

Fakat haksızlık yaptığında kendi karakterini ve ruhunu kötüleştirirsin.

Bu nedenle güç sahibi olmak veya cezadan kurtulmak insanı otomatik olarak iyi durumda bırakmaz.

Sokrates’in ahlak anlayışında asıl felaket yalnızca başına kötü bir şey gelmesi değildir.

Kötü bir insan hâline gelmektir.

İyi Yaşam

Sokratik etik böylece mutluluğu dış koşullardan insanın karakterine doğru çevirir.

Zenginlik, ün ve siyasal güç tek başlarına iyi yaşamı garanti etmez.

İyi yaşam;

neyin gerçekten iyi olduğunu araştırmak,

kendi inançlarını sorgulamak,

adaletsizlikten kaçınmak

ve

ruhun mümkün olduğunca iyi hâle gelmesiyle ilgilenmek

üzerine kuruludur.

Bu nedenle Sokrates’in etik düşüncesinin merkezinde basitçe:

“Ne yapmalıyım?”

sorusu bulunmaz.

Daha temel bir soru vardır:

“Nasıl bir insan olmalıyım?” SOKRATES

Ruhun Bakımı

Sokrates’in felsefesinde insanın en önemli görevlerinden biri kendi ruhuyla ilgilenmesidir.

Platon’un Savunma’sında Sokrates Atinalıları servet, ün ve toplumsal konumla ilgilenirken bilgelik, hakikat ve ruhlarının mümkün olduğunca iyi olmasıyla yeterince ilgilenmemekle eleştirir.

Bu düşünce sıklıkla “ruhun bakımı” olarak ifade edilir.

Sokrates İçin Ruh Nedir?

Burada dikkatli olmak gerekir.

Sokrates’in ruh anlayışını doğrudan Platon’un daha sonraki diyaloglarında geliştirdiği ayrıntılı ruh teorileriyle özdeşleştiremeyiz.

Sokratik bağlamda psychē, özellikle insanın ahlaki ve düşünsel durumuyla ilişkilidir.

Ruhuna özen göstermek;

daha zengin olmak,

daha güçlü olmak

veya

daha fazla haz elde etmek

yerine insanın adil, ölçülü ve bilge biri olup olmadığını önemsemesi anlamına gelir.

Önce Ruh, Sonra Servet

Sokrates’in Savunması’ndaki en önemli düşüncelerden biri şudur:

Erdem zenginlikten doğmaz; zenginliğin ve diğer iyilerin doğru kullanılmasını sağlayan şey erdemdir.

Dolayısıyla Sokrates için dışsal başarı tek başına iyi değildir.

Bir insan büyük bir güce veya servete sahip olabilir fakat bunları adaletsiz biçimde kullanıyorsa iyi bir yaşam sürdüğü söylenemez.

Asıl soru şudur:

Bu şeyleri kullanan insan nasıl biridir?

Felsefe Bir Bakım Biçimidir

Sokrates’in sürekli soru sormasının nedeni de burada daha anlaşılır hâle gelir.

Bir insan:

Adalet nedir?

İyi nedir?

Erdem nedir?

sorularını araştırırken yalnızca teorik kavramlarla uğraşmaz.

Aynı zamanda kendi yaşamını biçimlendirmektedir.

Yanlış düşünceler yalnızca zihinsel hatalar değildir; insanın yanlış yaşamasına da neden olabilir.

Bu yüzden Sokrates açısından felsefe bir tür kendine özen gösterme pratiği hâline gelir.

Ruhun bakımı, insanın kendisini rahatlatması değil;

kendi inançlarını, seçimlerini ve karakterini sürekli sınaması demektir.

Sokrates’in mesajı bu nedenle oldukça nettir:

Sahip olduğun şeylerden önce, o şeylere sahip olan kişinin kim olduğuyla ilgilen. SOKRATES

Sokrates’in Daimonion’u

Sokrates’in yaşamına ilişkin en ilginç anlatılardan biri, çocukluğundan beri kendisine eşlik ettiğini söylediği ilahi işarettir.

Platon’un metinlerinde bunun için daimonion ile ilişkili ifadeler kullanılır.

Sokrates bunu sıradan bir düşünce, vicdan veya kendi kendine konuşma olarak anlatmaz. Onun açısından bu deneyim tanrısal bir işarettir.

Daimonion Ne Yapıyordu?

Platon’un Savunma’sında Sokrates önemli bir ayrıntı verir:

Bu işaret ortaya çıktığında genellikle ona yapmak üzere olduğu bir şeyi yapmamasını bildirir.

Yani daimonion Sokrates’e ayrıntılı öğretiler veren bir rehber gibi çalışmaz.

Ona:

“Şunu yap.”

demekten çok,

“Bunu yapma.”

şeklinde engelleyici bir işlev görür.

Bu nedenle daimonion’u Sokrates’in bütün felsefesini kendisine fısıldayan gizemli bir varlık olarak düşünmek doğru değildir.

Neden Siyasetten Uzak Durdu?

Sokrates’in Savunması’nda daimonion siyaset meselesinde de karşımıza çıkar.

Sokrates, ilahi işaretin kendisini kamusal siyasete girmekten alıkoyduğunu söyler.

Bunun nedenini de açıklar:

Adaletsizliğe gerçekten karşı çıkan bir insan aktif siyasal yaşam içerisinde uzun süre hayatta kalamayacaktır.

Sokrates bu yüzden geleneksel anlamda siyasal bir kariyer sürdürmez; fakat yurttaşlarla birebir konuşarak onların yaşamlarını ve değerlerini sorgulamaya devam eder.

Mahkeme Gününde Neden Susuyordu?

Daimonion anlatısının en çarpıcı anlarından biri Sokrates’in mahkûm edilmesinden sonra ortaya çıkar.

Sokrates, daha önce küçük konularda bile kendisini durduran ilahi işaretin o gün kendisini hiçbir noktada engellemediğini söyler.

Buradan dikkat çekici bir sonuç çıkarır:

Başına gelen ölümün sandığımız anlamda kötü bir şey olmayabileceğini düşünür.

Çünkü eğer yaptığı şey yanlış olsaydı, alışık olduğu ilahi işaretin kendisini durdurmasını beklerdi.

Bu, Sokrates’in ölüm karşısındaki tavrıyla da birleşir.

Ölümün ne olduğunu kesin olarak bilmediğimiz hâlde onu kesinlikle kötü kabul etmek, Sokrates’in daha önce eleştirdiği hatayı tekrar etmek olacaktır:

Bilmediğimiz bir şeyi bildiğimizi sanmak.

Daimonion “Vicdan” mıydı?

Daimonion bazen modern anlatılarda Sokrates’in “vicdanının sesi” olarak açıklanır.

Bu benzetme meseleyi anlaşılır hâle getirebilir fakat tarihsel olarak tam değildir.

Vicdanı genellikle insanın kendi ahlaki değerlendirme yetisi olarak düşünürüz.

Sokrates ise yaşadığı deneyimi açık biçimde tanrısal veya ilahi bir işaret olarak sunar.

Üstelik daimonion her durumda:

“Bu ahlaken yanlıştır.”

diyen genel bir ahlak mekanizması değildir.

Belirli durumlarda Sokrates’i bir eylemden alıkoyan kişisel bir işaret olarak anlatılır.

Bu nedenle onu doğrudan modern psikolojik kavramlara çevirmek yerine Sokrates’in kendi dinsel ve kültürel dünyası içerisinde anlamak daha güvenlidir.

Daimonion ve Sokrates’in Davası

Bu konu yalnızca biyografik bir ayrıntı değildir.

Sokrates’in MÖ 399’daki suçlamalarından biri, kentin kabul ettiği tanrılara inanmamak ve yeni ilahi varlıklar ya da ilahi şeyler (daimonia) ortaya koymakla ilgiliydi.

Platon’un Savunma’sında Sokrates bu suçlamayı sorgular.

Meletos’un bir yandan onun ilahi şeylere inandığını, diğer yandan hiçbir tanrıya inanmadığını ileri sürmesinin tutarsız olduğunu göstermeye çalışır.

Dolayısıyla daimonion meselesi Sokrates’in yalnızca kişisel deneyiminin değil, yargılanmasının da merkezindeki problemlerden biridir.

Sokrates’in daimonion’u bize onun düşüncesindeki alışılmadık bir birlikteliği gösterir:

Bir tarafta sürekli akıl yürütme, sorgulama ve gerekçe arama vardır.

Diğer tarafta ise Sokrates’in ciddiye aldığı tanrısal bir işaret deneyimi.

Bu nedenle Sokrates’i yalnızca modern anlamda seküler ve rasyonalist bir düşünür olarak tasvir etmek, tarihsel Sokrates’in önemli bir yönünü gözden kaçırır. SOKRATES

Din, Tanrılar ve Dindarlık

Sokrates MÖ 399’da yargılandığında kendisine yöneltilen suçlamaların bir bölümü dinle ilgiliydi.

Platon’un Savunma’sında suçlama, Sokrates’in kentin kabul ettiği tanrıları kabul etmediği, başka ilahi şeyler ortaya koyduğu ve gençleri yozlaştırdığı şeklinde aktarılır.

Bu nedenle Sokrates’in tanrılarla ilişkisi yalnızca teorik bir felsefe problemi değildir.

Ölümüne yol açan davanın merkezindeki meselelerden biridir.

Sokrates Ateist miydi?

Sokrates’i modern anlamda doğrudan “ateist” olarak tanımlamak yanıltıcıdır.

Platon’un metinlerindeki Sokrates tanrılardan, Delphoi kehanetinden ve kendi daimonion’undan ciddi biçimde söz eder.

Sokrates’in Savunması’nda yürüttüğü felsefi sorgulamayı bile belirli bir anlamda tanrı tarafından kendisine verilmiş bir görev olarak yorumlar.

Ancak bu, Sokrates’in Atina’daki geleneksel dinsel anlatıları hiçbir sorgulama yapmadan kabul ettiği anlamına da gelmez.

Onun asıl sorularından biri şudur:

Bir davranışı gerçekten dindarca yapan şey nedir?

Euthyphron: Dindarlık Nedir?

Platon’un Euthyphron diyaloğu tam da bu soruyla başlar.

Sokrates kendi davasıyla ilgili mahkemeye giderken Euthyphron ile karşılaşır.

Euthyphron ise kendi babasını cinayet suçlamasıyla dava etmeye hazırlanmaktadır ve yaptığı şeyin dindarca olduğundan son derece emindir.

Sokrates bunun üzerine ona sorar:

Dindarlık nedir?

Euthyphron çeşitli cevaplar verir fakat Sokrates her seferinde bu cevapların yeterli olup olmadığını sorgular.

Diyalog böylece belirli bir davranışın dindar olup olmadığından daha temel bir probleme ilerler:

Bir şeyi dindar yapan ölçüt nedir?

Tanrılar Sevdiği İçin mi?

Diyaloğun en meşhur problemi burada ortaya çıkar.

Sokrates şu ayrımı gündeme getirir:

Dindar olan şey, dindar olduğu için mi tanrılar tarafından sevilir; yoksa tanrılar tarafından sevildiği için mi dindardır?

Bu problem daha sonra “Euthyphron ikilemi” olarak adlandırılmıştır.

Sorunun gücü iki farklı açıklamayı birbirinden ayırmasında yatar.

Eğer bir şey yalnızca tanrılar onu sevdiği için dindarsa, dindarlığın ölçütü tamamen tanrıların sevgisine bağlı görünür.

Fakat tanrılar bir şeyi zaten dindar olduğu için seviyorsa, o zaman bir şeyin dindar olmasını açıklayan ölçüt tanrıların onu sevmesinden bağımsız görünmektedir.

Platon’un diyaloğu bu problem için basit ve nihai bir çözüm vermez.

Euthyphron kesin bir dindarlık tanımına ulaşılamadan sona erer.

Tanrılar Arasında Anlaşmazlık

Sokrates ayrıca geleneksel Yunan tanrıları hakkındaki anlatılarda bulunan başka bir probleme dikkat çeker.

Eğer tanrılar adalet, iyilik ve kötülük konusunda birbirleriyle anlaşmazlığa düşebiliyorsa aynı davranış:

bir tanrı tarafından sevilebilir, başka bir tanrı tarafından nefret edilebilir.

Bu durumda:

“Tanrıların sevdiği şey dindardır.”

tanımı tek başına yeterli olmaz.

Euthyphron daha sonra tanımı bütün tanrıların sevdiği şey biçiminde değiştirmeye çalışır.

Fakat Sokrates’in asıl sorusu hâlâ ortadadır:

Tanrıların bir şeyi sevmesi onu dindar mı yapar, yoksa tanrılar onu zaten dindar olduğu için mi sever?

Sokrates’in Dini Sorgulaması

Sokrates’in yaklaşımındaki önemli nokta burada ortaya çıkar.

O yalnızca:

“Tanrılar böyle istiyor.”

cevabıyla yetinmez.

Bir iddianın neden doğru olduğunu sorgulamaya devam eder.

Bu nedenle Sokratik sorgulama din alanında da aynı temel talebi sürdürür:

Bir şeye inanmak yeterli değildir; o inancın ne anlama geldiğini ve hangi gerekçeye dayandığını da araştırmak gerekir.

Fakat bundan Sokrates’in dini bütünüyle reddettiği sonucu çıkmaz.

Elimizdeki kaynaklarda karşımıza çıkan Sokrates çok daha ilginç bir figürdür:

Tanrısal olanı ciddiye alan ama dindarlığın ne olduğunu yine de felsefi sorgulamaya açan bir düşünür. SOKRATES

Sokrates ve Sofistler

Sokrates’in yaşadığı MÖ 5. yüzyıl Atina’sında sofistler önemli entelektüel figürlerdi.

Protagoras, Gorgias, Prodikos ve Hippias gibi isimler eğitim, dil, siyaset, erdem ve retorik üzerine çalışıyor; özellikle kamusal yaşamda etkili olmak isteyen gençlere eğitim veriyorlardı.

Sokrates bugün çoğu zaman sofistlerin karşısında konumlandırılır.

Fakat çağdaşlarının gözünde ayrım her zaman bu kadar açık değildi.

Neden Sokrates Sofistlerle Karıştırılıyordu?

Hem Sokrates hem sofistler geleneksel kabulleri tartışmaya açıyor, insanlarla konuşuyor ve gençlerin ilgisini çekiyordu.

Üstelik ikisi de:

Erdem nedir?Adalet nedir?İnsan nasıl eğitilebilir?Bir iddia nasıl savunulur?

gibi konularla ilgileniyordu.

Aristophanes’in Bulutlar oyununda Sokrates’in tartışma teknikleri öğreten bir entelektüel olarak karikatürize edilmesi, Atina kamuoyunda bu figürlerin birbirleriyle ilişkilendirilebildiğini gösterir.

Fakat Platon’un çizdiği Sokrates portresinde önemli farklılıklar vardır.

Ücret Meselesi

En belirgin farklardan biri ücrettir.

Bazı sofistler profesyonel öğretmenler olarak eğitimleri karşılığında ücret alıyordu.

Platon’un Savunma’sındaki Sokrates ise hiçbir zaman insanlara para karşılığında öğretmenlik yapmadığını özellikle vurgular.

Hatta insanların onunla konuşmak için zengin veya yoksul olmasının önemli olmadığını söyler.

Bu nedenle Sokrates’in çevresindeki gençleri doğrudan modern anlamda “öğrencileri” olarak adlandırmak da her zaman doğru değildir.

Sokrates Bilgeliği Satmıyordu

Fark yalnızca para değildir.

Platon’un diyaloglarında bazı sofistler belirli bir konuda uzman olduklarını ve başkalarına özellikle erdem, retorik veya siyasal başarı öğretebildiklerini ileri sürerler.

Sokrates ise kendi bilgeliği konusunda çok daha ihtiyatlıdır.

Karşısındaki kişiye hazır bir öğreti aktarmaktan çok onun zaten sahip olduğu düşünceleri sorgulamaya çalışır.

Bu nedenle Sokratik konuşmanın amacı yalnızca:

“Bir tartışmayı nasıl kazanırım?”

değildir.

Daha temel soru:

“Savunduğum şey gerçekten doğru mu?”

sorusudur.

Retorik ve Hakikat

Bu ayrım özellikle Platon’un Gorgias diyaloğunda belirginleşir.

Burada retoriğin insanları ikna edebilmesiyle, konu hakkında gerçek bilgiye sahip olmak arasında ayrım yapılır.

Bir insan bir topluluğu ikna edebilir fakat ikna ettiği konuda gerçekten bilgi sahibi olmayabilir.

Dolayısıyla Sokratik açıdan ikna gücü tek başına yeterli değildir.

Bir düşüncenin etkileyici olması, onun doğru olduğu anlamına gelmez.

Bütün Sofistler Aynı Değildi

Burada başka bir basitleştirmeden de kaçınmak gerekir.

“Sofistler” tek bir felsefi doktrini savunan homojen bir okul değildi.

Protagoras ile Gorgias’ın düşünceleri aynı değildir; Prodikos veya Hippias gibi isimlerin ilgi alanları da farklıdır.

Üstelik sofistler hakkındaki bilgilerimizin önemli bir bölümü Platon gibi eleştirel kaynaklardan geldiği için, Platon’un çizdiği sofist portresini tamamen tarafsız bir tarihsel tanım olarak kabul edemeyiz.

Bu nedenle Sokrates ile sofistler arasındaki farkı:

“Sokrates hakikati arıyordu, sofistler insanları kandırıyordu.”

şeklinde anlatmak tarihsel olarak fazla basittir.

Daha güvenli ayrım şudur:

Sokrates sofistlerle aynı entelektüel dünyanın birçok problemini paylaşmış olsa da Platon ve Ksenophon’un tasvirlerinde ücretli öğretmenlik iddiasından uzak durması, kendi bilgeliği konusunda ihtiyatlı olması ve sorgulamayı insanın ahlaki yaşamıyla ilişkilendirmesiyle onlardan ayrılır.

Bu nedenle Sokrates ile sofistler arasındaki ilişki yalnızca bir karşıtlık değildir.

Aynı zamanda MÖ 5. yüzyıl Atina’sında bilginin, eğitimin, iknanın ve felsefenin ne olması gerektiği üzerine yürütülen büyük tartışmanın parçasıdır. SOKRATES

Sokrates ve Siyaset

Sokrates’in siyasetle ilişkisi oldukça karmaşıktır.

O profesyonel bir siyasetçi değildi ve Platon’un Savunma’sındaki anlatıya göre tanrısal işaretinin kendisini aktif siyasal yaşamdan uzak tuttuğunu düşünüyordu.

Fakat bu, Sokrates’in siyasetten tamamen uzak olduğu anlamına gelmez.

Yaşamı boyunca Atina demokrasisinin savaşlarını, yenilgisini, oligark yönetimini ve demokrasinin yeniden kurulmasını gördü.

Üstelik bazı kritik siyasal olayların doğrudan içinde yer aldı.

Demokrasi ve Bilgi Problemi

Platon’un Sokrates’i siyasal kararların yalnızca çoğunluk tarafından desteklenmesinin, onların doğru olduğunu garanti etmediğini düşünür.

Bu düşüncenin arkasında daha genel bir Sokratik problem vardır:

Bir konuda karar verirken kimin görüşüne güvenmeliyiz?

Örneğin beden sağlığı konusunda rastgele çoğunluğun görüşünden çok bu konuda bilgi sahibi olan kişinin görüşüne önem veririz.

Sokrates benzer soruyu ahlak ve siyaset alanına taşıdığında rahatsız edici bir problem ortaya çıkar:

Bir konuda bilgi sahibi olmak önemliyse, siyasal kararları yalnızca çoğunluğun tercihine bırakmak yeterli midir?

Fakat buradan Sokrates’in doğrudan belirli bir alternatif rejim modeli geliştirdiği sonucu çıkarılmamalıdır.

Platon’un Devlet’indeki ayrıntılı filozof-yönetici teorisini tarihsel Sokrates’e otomatik olarak atfetmek güvenilir değildir.

Arginusai Olayı

Sokrates’in demokratik yönetimle yaşadığı en önemli karşılaşmalardan biri MÖ 406’daki Arginusai Deniz Savaşısonrasında gerçekleşti.

Atinalılar savaşı kazanmıştı fakat fırtına nedeniyle denizde kalan askerlerin kurtarılamaması ve ölülerin toplanamaması büyük tepki yarattı.

Komutanların yargılanması sırasında Sokrates, o sırada görev yaptığı yurttaş kurulundaki konumu gereği sürecin içerisinde yer aldı.

Platon’un Savunma’sındaki anlatıya göre generallerin toplu biçimde ve yasaya aykırı şekilde yargılanmasına karşı çıktı.

Halkın baskısına rağmen tutumunu değiştirmedi.

Bu olay Sokrates’in çoğunluğun kararına karşı çıkabildiğini gösterir.

Fakat daha önemlisi, bunu kendi anlatısında hukuka ve adalete aykırı davranmamak üzerinden gerekçelendirmesidir.

Otuzlar ve Salamisli Leon

Atina MÖ 404’te Sparta’ya yenildiğinde demokrasi kısa süreliğine ortadan kaldırıldı.

İktidara daha sonra Otuzlar olarak bilinen oligark yönetim geldi.

Bu yönetim döneminde Sokrates’e dört kişiyle birlikte Salamisli Leon’u tutuklayıp getirmesi emredildi.

Leon’un öldürülmesi amaçlanıyordu.

Sokrates emre uymadı.

Savunma’da diğerlerinin Leon’u almaya gittiğini, kendisinin ise evine döndüğünü anlatır.

Bunun kendisini ölüm tehlikesine sokabileceğinin farkındadır.

Bu olay önemli bir noktayı gösterir:

Sokrates yalnızca demokratik çoğunluğa değil, oligarkların otoritesine de adaletsiz bulduğu durumda karşı çıkabilmiştir.

Kritias ve Alkibiades Problemi

Buna rağmen Sokrates’in siyasal itibarı açısından ciddi bir problem vardı.

Onun çevresinde bulunmuş iki önemli isim Kritias ve Alkibiades idi.

Kritias, Otuzlar yönetiminin en sert ve etkili isimlerinden biri hâline geldi.

Alkibiades ise Peloponez Savaşı boyunca Atina, Sparta ve Perslerle kurduğu değişken ilişkiler nedeniyle son derece tartışmalı bir siyasal figürdü.

Her ikisinin de Sokrates’le ilişkili olması, savaş sonrası Atina’da Sokrates hakkındaki kuşkuların siyasal arka planını anlamak açısından önemlidir.

Ancak dikkat edilmesi gereken nokta şudur:

Bu kişilerin siyasal eylemlerinden Sokrates’i doğrudan sorumlu tutabileceğimizi gösteren bir kanıt yoktur.

Nitekim Sokrates’in gençleri yozlaştırdığı suçlaması tam da eğitimin ve etkilenmenin ne anlama geldiği problemini gündeme getirir.

Sokrates Demokrasi Düşmanı mıydı?

Sokrates’i basitçe “demokrasi düşmanı” olarak tanımlamak fazla güçlü bir sonuçtur.

Kaynaklarımız özellikle bilgi sahibi olmayan çoğunluğun yargısına yönelik Sokratik kuşkuları gösterir.

Fakat aynı Sokrates demokratik yönetim altında hukuka aykırı bulduğu bir karara karşı çıktığı gibi, oligark yönetimin doğrudan emrine de itaatsizlik etmiştir.

Dolayısıyla onun siyasal tavrını belirleyen en güçlü ilke belirli bir rejime koşulsuz sadakat değil gibi görünmektedir.

Daha temel olan:

Adaletsizlik yapmamak.

Sokrates’in siyasete bıraktığı en rahatsız edici soru da belki tam olarak budur:

Bir karar çoğunluk tarafından verilmiş veya güçlü bir yönetici tarafından emredilmiş olsa bile, bu onun adil olduğu anlamına gelir mi? SOKRATES

Yargılanması ve Suçlamalar

MÖ 399 yılında, yaklaşık yetmiş yaşındaki Sokrates Atina’da mahkemeye çıkarıldı.

Davayı anlamak için önce önemli bir ayrım yapmak gerekir:

Sokrates’e yöneltilen resmî suçlamalar ile davanın daha geniş siyasal ve toplumsal arka planı aynı şey değildir.

Sokrates’i Kim Suçladı?

Davayla ilişkilendirilen üç isim vardır:

Meletos — Resmî suçlamayı öne çıkaran kişidir ve özellikle dinsizlik suçlamasıyla ilişkilendirilir.

Anytos — Atina’nın siyasal yaşamında etkili bir isimdi ve demokrasinin yeniden kurulmasında rol oynamıştı.

Lykon — Hatiplerle ilişkilendirilen üçüncü suçlayıcıdır.

Platon’un Savunma’sında Sokrates, Meletos’u şairler, Anytos’u zanaatkârlar ve siyasetçiler, Lykon’u ise hatipler adına kendisine karşı çıkan kişiler olarak tasvir eder.

Resmî Suçlama Neydi?

Sokrates’e yöneltilen suçlamanın iki temel boyutu vardı:

Kentin kabul ettiği tanrıları kabul etmemek ve başka/yeni ilahi şeyler (daimonia) ortaya koymak.

ve

Gençleri yozlaştırmak.

Bu nedenle Sokrates’in davası yalnızca:

“Tanrılara inanmıyor.”

iddiasından ibaret değildir.

Özellikle onun daimonion olarak anlattığı ilahi işaret de dinsizlik tartışmasının arka planında önem taşır.

Gençleri Nasıl Yozlaştırıyordu?

Platon’un Savunma’sında Sokrates, Meletos’u bu suçlama konusunda sorgular.

Eğer Sokrates gençleri bozuyorsa:

Onları kim daha iyi hâle getiriyor?

Meletos çeşitli yurttaşları ve kurumları işaret ederken Sokrates bunun tuhaflığını göstermeye çalışır: Neredeyse bütün Atinalıların gençleri iyileştirdiği, yalnızca Sokrates’in onları bozduğu sonucu ortaya çıkmaktadır.

Sokrates ayrıca önemli bir ayrım kurar.

Eğer gençleri istemeden bozuyorsa doğru tepki onu mahkemeye vermek değil, hatasını gösterip eğitmektir.

Eğer bunu bilerek yapıyorsa da kendi çevresindeki insanları kötüleştirmek kendisine zarar verme riskini doğuracağından bunun nedenini açıklamak gerekir.

Bu savunma Sokrates’in ahlaki düşüncesiyle de bağlantılıdır:

İnsanların bilinçli biçimde kendileri için kötü olanı seçmeleri fikrine kuşkuyla yaklaşır.

Eski Suçlamalar

Sokrates’e göre asıl tehlikeli olan yalnızca mahkemedeki üç suçlayıcı değildir.

Onun hakkında yıllardır dolaşan daha eski bir Sokrates imgesi vardır:

Gökyüzündeki ve yer altındaki şeyleri araştıran, zayıf argümanı güçlü hâle getiren ve bunları başkalarına öğreten bir adam.

Bu görüntü bizi yeniden Aristophanes’in Bulutlar oyununa götürür.

Sokrates, yıllardır oluşmuş bu kamuoyu algısıyla mücadele etmenin mahkemedeki somut suçlamaları cevaplamaktan bile daha zor olduğunu söyler.

Çünkü insanlar onun hakkında çok daha önce bir kanaat geliştirmiştir.

Davanın Arkasında Siyaset Var mıydı?

Burada çok dikkatli olmak gerekir.

Sokrates’in resmî suçlamaları arasında:

“Demokrasi karşıtlığı”

yer almaz.

Dolayısıyla “Sokrates demokrasiye karşı olduğu için idam edildi” demek tarihsel olarak fazla basittir.

Fakat davanın siyasal bağlamını tamamen yok saymak da doğru olmaz.

Atina yalnızca birkaç yıl önce Peloponez Savaşı’nı kaybetmiş, Otuzlar’ın şiddetli oligark yönetimini yaşamış ve ardından demokrasiyi yeniden kurmuştu.

Üstelik Sokrates’le ilişkilendirilen Kritias, Otuzlar’ın önde gelen isimlerinden biriydi; Alkibiades ise Atina siyasetinin en tartışmalı figürleri arasındaydı.

Bu bağlantıların Sokrates hakkındaki kamuoyu algısını etkilemiş olması mümkündür.

Ancak bunların davanın gizli ve tek gerçek nedeni olduğunu kesin biçimde kanıtlayamayız.

Daha güvenli olan, Sokrates’in davasını dinsel, ahlaki, eğitsel, kişisel ve siyasal gerilimlerin kesiştiği bir olay olarak değerlendirmektir.

Suçlu Bulunması

Atina’daki yurttaşlardan oluşan jüri Sokrates’i suçlu buldu.

Antik kaynak geleneğinde kararın oldukça yakın bir oy dağılımıyla çıktığı aktarılır; ancak kesin oy sayısı konusunda kaynaklardan yapılan hesaplamalar tartışmalıdır.

Atina hukuk sisteminde bu tür bir davada suçlu bulunmasının ardından suçlayan taraf ile sanık ceza önerileri sunabiliyordu.

Sokrates’in bundan sonra yaptığı şey ise felsefe tarihinin en meşhur mahkeme sahnelerinden birine dönüştü.

Kendisini Atina’ya zarar veren biri olarak değil, kenti sürekli sorgulamaya zorlayarak ona hizmet eden biri olarak görüyordu.

Ve bu nedenle hak ettiğini düşündüğü şeyin ceza değil, neredeyse bir ödül olduğunu söyledi.

Bu tavır bizi davanın ikinci ve son aşamasına götürür:

Sokrates neden ölüm cezasına çarptırıldı ve neden kaçmayı reddetti? SOKRATES

Savunması ve Ölümü

Sokrates MÖ 399’daki yargılamasında suçlu bulunduğunda dava henüz sona ermemişti.

Atina hukuk sisteminde bundan sonra cezanın belirlenmesi gerekiyordu.

Suçlayan taraf ölüm cezasını talep ediyordu. Sokrates'in ise alternatif bir ceza önermesi gerekiyordu.

Fakat Platon’un Savunma’sındaki Sokrates, beklenen şekilde özür dileyip jüriyi yatıştırmayı seçmedi.

Ceza mı, Ödül mü?

Sokrates kendisini Atina’ya zarar veren biri olarak görmüyordu.

Tam tersine, yurttaşları para, ün ve iktidardan önce erdem ve ruhlarının durumuyla ilgilenmeye çağırarak kente yarar sağladığını düşünüyordu.

Bu nedenle kendisine neyin uygun olduğunu tartışırken şaşırtıcı bir öneride bulunur:

Prytaneion’da ücretsiz yemek.

Prytaneion’da ağırlanmak, kente önemli hizmetlerde bulunan veya onurlandırılan kişilere sağlanan ayrıcalıklarla ilişkiliydi.

Sokrates böylece kendisini cezalandırılması gereken bir suçlu olarak değil, Atina’ya hizmet etmiş biri olarak konumlandırıyordu.

Daha sonra para cezası ihtimalini kabul eder. Platon’un anlatısında dostları Platon, Kriton, Kritobulos ve Apollodorosotuz mina için kefil olmayı teklif ederler ve Sokrates bu cezayı önerir.

Fakat jüri ölüm cezasına karar verir.

Ölümden Korkmak

Sokrates’in ölüm karşısındaki tavrı, daha önce savunduğu bilgi anlayışıyla doğrudan bağlantılıdır.

Sokrates’in Savunması’nda ölümden korkmanın, insanın bilmediği bir şeyi bildiğini sanması anlamına gelebileceğini söyler.

Çünkü ölümün kötü olduğunu gerçekten bilmiyoruz.

Sokrates ölüm için iki olasılık üzerinde düşünür:

Ya ölüm, hiçbir algının bulunmadığı derin ve rüyasız bir uykuya benzer.

Ya da ruhun başka bir yere geçişidir ve orada geçmişte yaşamış kişilerle karşılaşmak mümkün olabilir.

Sokrates bunları kesin bilgi olarak sunmaz.

Tam tersine, ölüm hakkında sahip olmadığımız bir bilgiyi kendimize mal etmememiz gerektiğini göstermeye çalışır.

Neden Hemen İdam Edilmedi?

Sokrates ölüm cezasına çarptırıldıktan sonra ceza hemen uygulanmadı.

Atina’da o sırada Delos’a gönderilen kutsal gemiyle bağlantılı dinsel dönem devam ediyordu.

Bu süre boyunca kentte infaz yapılmıyordu.

Bu nedenle Sokrates bir süre hapishanede kaldı.

Platon’un Kriton diyaloğu bu bekleme döneminde geçer.

Neden Kaçmadı?

Kriton’da Sokrates’in dostu Kriton hapishaneye gelir ve ona kaçma fırsatı bulunduğunu söyler.

Sokrates ise kararını yalnızca:

“Hayatta kalabilir miyim?”

sorusuna göre vermek istemez.

Asıl soru şudur:

“Kaçmak doğru olur mu?”

Bu ayrım Sokratik etiğin merkezindeki düşünceyi yeniden ortaya çıkarır.

Sokrates için mesele yalnızca yaşamak değildir.

İyi ve adil yaşamak önemlidir.

Kriton’daki tartışmada Sokrates, haksızlığa uğramış olsa bile buna karşılık haksızlık yapmanın doğru olmayacağınısavunur.

Diyaloğun ilerleyen kısmında Atina’nın Yasaları kişileştirilerek Sokrates’e hitap eder. Yasalar, onun yaşamı boyunca kentte kalmış ve kentin hukuk düzeni içerisinde yaşamış olmasını gerekçelerinden biri olarak kullanır.

Bu nedenle Sokrates kaçmayı reddeder.

Ancak buradan:

“Sokrates’e göre devlet ne söylerse itaat edilmelidir.”

sonucu çıkarılmamalıdır.

Daha önce Otuzlar’ın Salamisli Leon’u tutuklama emrine uymamıştı.

Sokrates’in yaşamında otoriteye itaatten daha temel görünen ilke şudur:

Bilerek haksızlık yapmamak.

Sokrates’in Son Günü

Sokrates’in ölümünün en meşhur anlatısı Platon’un Phaidon diyaloğunda bulunur.

Dostları son gününde hapishanede onun yanındadır. Konuşmanın büyük bölümü ruhun ölümsüzlüğü ve filozofun ölüm karşısındaki tutumu üzerine gelişir.

Sonunda Sokrates kendisine verilen baldıran içerikli zehri içer.

Platon’un anlatısında zehrin etkisi bacaklarından başlayarak bedenine yayılır ve sonunda Sokrates ölür.

Ancak burada önemli bir tarihsel uyarı gerekir:

Phaidon modern anlamda bir ölüm raporu değildir.

Felsefi ve edebî olarak düzenlenmiş bir Platon diyaloğudur. Üstelik diyalogda Platon’un kendisinin o gün orada olmadığı özellikle belirtilir.

Dolayısıyla sahnenin her ayrıntısını tarihsel olarak birebir gerçekleşmiş kabul etmek yerine, Platon’un Sokrates’in ölümünü nasıl felsefi olarak temsil ettiğini de hesaba katmalıyız.

Son Sözleri

Phaidon’da Sokrates’in son sözleri Kriton’a yöneliktir:

Asklepios’a bir horoz borçlu olduklarını ve bu borcu ödemeyi unutmamasını ister.

Asklepios Yunan dünyasında şifa ve sağlıkla ilişkilendirilen tanrıdır.

Bu sözün anlamı antik dönemden günümüze kadar farklı şekillerde yorumlanmıştır.

Ölümün yaşamın hastalığından kurtuluşu olduğu gibi yorumlar oldukça meşhurdur; fakat Platon bu cümlenin anlamını açıkça açıklamaz.

Bu nedenle tek bir yorumu Sokrates’in kesin kastı olarak sunmak doğru değildir.

Felsefe ve Ölüm

Sokrates’in ölümünü felsefe tarihinde bu kadar güçlü kılan şey yalnızca idam edilmiş olması değildir.

Platon’un çizdiği Sokrates portresinde hayatı boyunca savunduğu ilkeler, yaşamının sonunda kendi üzerinde sınanır.

Adaletsizlik yapmamanın önemli olduğunu söylüyorsa bunu ölüm tehlikesi karşısında da sürdürmelidir.

Ölüm hakkında bilmediğimiz şeyleri biliyormuş gibi davranmamamız gerektiğini söylüyorsa kendi ölümü karşısında da aynı epistemik tutumu korumalıdır.

Felsefenin sorgulanmış bir yaşam olduğunu söylüyorsa, yaşamını kurtarmak uğruna felsefeyi terk etmemelidir.

Bu nedenle Platon’un Sokrates anlatısında ölüm, felsefenin sona erdiği an olmaktan çok savunduğu yaşam biçiminin son sınavına dönüşür.

bottom of page